Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Mustafa Ceylan Kaleminden » CEVDET DOĞAN IŞIK'IN ŞİİR DÜNYASI(Son)

Yazar Mesaj   #2553  2017-07-17 15:45 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

Şairimiz Hisarî, sadece" hece" değil "serbest"şiirde yazmıştır. Ancak, hecede kafiyelenişte (abab-cccb-dddb) yerine ilk dörtlük olan(abab) çoğu şiirinde yer almamıştır. Koşmanın geleneksel yapısında ilk kıta(abab veya abxb)iken, buna uymamış çoğunlukla ilk kıtayı da (aaab) şeklinde kafiyelemiştir. Muğla Üniversitesi'nden bir Doçent arkadaşım, "Karacoğlan şiirlerinin ilk kıtası çalınmış veya yok edilmiş, saklanmış" diyerek bahse konu ettiğim ilk kıta kafiyelenişe işaret etmişti. Karacoğlan'ın şiirlerinin ilk kıtası öyle ise, eninde sonunda mutlaka ortaya çıkacaktır.Fakat bizim Hisarî, bizatihi ilk kıtada böyle bir yapı tarzını tercih etmişe benziyor.
Şüphesiz geleneksel Koşma'nın ilk kıta yapı taşı da şiirlerinde vardır.( Değişik tarzdakileri işaret etmek istedik.)

Şair, duygularının harmanında savrulmadan edemez. Çoğu kere gece ile gündüz, umut ile hayâl kırıklığı, var ile yok, vuslat ile hasret aynı renk tayfında mısralaşıp şiirine düşmüştür.


"Üzüm yemeye girdim
Yârimin bahçesine.
Salkım salkım umutlar
Öbür bahara kaldı.

 

Kavilleştik kaçmaya
Sarıldım bohçasına
Akrabalar yol kesti
Vuslat bahara kaldı.

 

Bütün gün oruç tuttum
Güneş döndü yurduna
Topçu uyuya kalmış
İftar sahura kaldı

 

Aldırma be güzelim
Gün geçer, devran döner
Uzun yola gitse de
Gün gelir kervan döner."

 

Görüleceği gibi, hoş görüyü bile daha ileri noktalara taşımakta. Kendisiyle  dalga geçebilmektedir. Kemalât derecesi böyledir zaten. Yok olmak, hiç de var olmaktır. Taşı atıp, başı onun altına tutabilmektir. Çileyi ve acıyı giyinmektir. Gözyaşının rengini görüp mavi bakabilmektir, gözyaşıyla akabilmektir. Neşe ve elem iç içe, ucun ucunadır.


Şairimiz, aşk roketini icad etmişti. O'nun;

"Seyyareler arası gezmek istedi canım" dedikten sonra; Merkür'e Gezi düzenlediğini biliyor musunuz?
Gezi sonunda "kelebek filosu"ndan, kaplumbağadan tank, Kokarcadan harp gazı, kırkayaktan tramvay, köstebeklerden tazı, orta boy bir yumurtadan da kırk tür yemek yapıldığı Merkür'ü gezer, dolanır.

 


Şair, gerçekle düş arasında, somut ile soyut arasında bir tahteravalli üzerindedir.

 
Gerçeğin katılığı, acımasızlığı Hisarî'nin hoş görülü kaleminde huzur veren bir rahatlık duruşuna dönüşmektedir.

Ayrıca;
Günlük ve medyatik olaylardan, gelişmelerden kendini soyutlayamaz. "Onlar Kendilerini Bilirler" diye göndermelerde bulunur. "Gün çarıkları, çarık ayağı sıkar", "Fakirleşiyor hergün çaresiz millet", "Banka hortumlayanlar köşeyi dönmüş", "İMF gelişmene engel koymada", "Zavallı memur", "geçim derdi", "Enflasyon", Adalet", "Huzur" vb... Bütün bu güncel konular da olanca çıplaklığı ile şairin şiirine yeri geldiğinde girer, gelir, oturur.

Ve
"Son yiğit vurulup yere düşünce
Vatan savunması yâre düşünce
Hamur mayalanıp tekne taşınca
Yoğuran ananın elin öpmeli.
" demeden edemez. Ülkenin genel meseleleri, dertleri şairimizin de derdidir, çilesidir. 


Bazen "kara mizah" yolunu tercih ederek, "Milletin vekili olsaydım eğer" diye söz başlar, "yandaşlarına iş bulacağını" da iğneleyerek şiirine iliştirir. Ardından "Cinci Hoca" ya "Bana zındık diyemezsin" diye selenir ve onun da gereğini yapıverir.
"Deli rüzgârlar esti
Yine kırıldı bir dal
Ecelle pençeleşiyor
Ufukta bir sandal"
derken de, kuruyan pınarları, kırılan testileri işaret eder. "Çanakkale" de,"Ahıska" da destanlaşır ve "Bir yol düşür! Samsun'a çıkıver Ata'm !" diye haykırır. Siyasetçiler karşısında "dikensi" ifadeler kullanır. "Her dönem parti için canla başla çalıştık / Bakan istemiyoruz, bakmayana alıştık" der.

Öykülemli şiirler, destan geleneğimize daha bir yakındır. Eflatun Cem Güney'in masallarını tutup manzum hale çevirmeli. Ya da "mensur şiir" hususuna biraz daha önem verilmeli diye düşünüyorum. Hisarî, "Gül ve Bülbül" şiirinde "gülün kırmızı renkli oluşundaki bülbülün kanını" anlatışı, "Keloğlan" şiiri ve daha bir çok şiiri öykülemli bir tarzdır.


Timur ve Kütahyalı Divan Şairi Ahmedî arasında geçen sohbetleri de gündemimize getirmekten çekinmez.


Batılıların "narration" dediği, anlatım, tasvir sanatı ile eylem-fiilleri öyle yumuşakca ve doğal bir tarzda kaynaştırmakta ustadır. Benim "Türk Dünyası Efsaneleri" isimli iki cilt halinde yayınlanan kitabımın anlatım dil ve tekniğini adeta tekraren sahneye getirmiş olan şair, "İda Dağı" veya "Sarı Kız" efsanesini de şiirleştirmiştir.

 

Anne, Anneanne en hassas yanıdır Hisarî'nin...Anılar sandığını açar nesirleriyle. Sandıktan Çamlıca anıları, Belediye anıları, Dayısının Çiftliği, Gemlik Anıları, Masalcı Baba(Eflatun Cem)duygulanışları, Peygamberimize olan sevgisi, "Vali Muavininin ağrıyan başı", "Manilerimiz", Musa Amca", Otakçı Destanı", "Tren Yolculuğu Hikayesi",  "PTT Levazım Şefliği Hatıraları" ve diğer nesirleri birer birer ortaya çıkar.

 

Şiirdeki başarısı, nesirde doruk noktaya ulaşır. Nesir, anılar koridorunda Hisarî'nin korkusuz ve tecrübî senelerinin biteviye sergilenişidir.

 

"Ressamla Şairin Aşkı"nda, Yahya Kemal, Celile Hanım ve Nazım Hikmet olayını anlatır.


Kanaatim odur ki, Cevdet Doğan Işık şairimiz, nesirde de oldukça başarılıdır ve anılarını yazmaya devam etmelidir. Kütahya'yı, öğrencilik yıllarını anlatan nesirlerini okumaktan sonsuz mutlu olacağımızı belirtmek isterim.

*

Şairimize nice uzun ömürler, sağlık ve sıhhat dolu günler diler, selam ve saygılarımızı sunarız.


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2017-07-17 16:05 GMT, 128 Gün önce düzenlendi.
__________________