Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Mustafa Ceylan Kaleminden » UMUDUMUN MAVİSİ GÖZLERİN (Son)

Yazar Mesaj   #2556  2017-07-21 00:00 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

UMUDUN MAVİSİ GÖZLERİN (Son)

Mustafa CEYLAN

 

Sevda, şairin açlığını, susuzluğunu gideren yegâne varlıktır. "Ben sevdim delicesine, ölesiye" der de tariflemelere girişir.  "Derinden sevdi isem, perişanım, harabım, sensiz geçen ömür zulüm demektir" diye haykırır. Kara sevdayı "delilik" noktasına götürüp üstüne kilit basan düşlerin içinden ses verir. En uzun şiirinde, "yalnızlığın, özlemin vatanı da limanı da yoktur.Yaşanan kent hasretle yanarken, yaşlar akar yanaklarından, tutamaz kendini. Güle değmeden çiy tanesinin yüreğine değdiğini hisseder ve köpekler yalnız ve çaresiz bakar, aynadaki çökmüş yüzüne bakamazsın bile zira aşk seni köpekleştirmiştir. Kaldırımlar feryad figan içindedir. Yalnızlık ve özlem böyledir işte..." der ve adetâ kendisini kendinden kopartır atar yığınla insan dolu şehirlerin aşk yalnızlıklarına...

"Gece çökünce kadehler ağlamalı. Efkârım var bugün, ölüyorum." "Dallar kırılır, aynalar parçalanır, gölgeler ağlaşır." "Gülümsemeli yâr. Ötelere yolculuğum var. Ay tepemdeyken büyür hüzün çiçekleri. Üşürüm bu şehrin her köşesinde ve yarım kalır sevda, güneşin gözyaşlarında..."
Bütün bunlar şairin ruh halini, yürek titremelerini anlatmaya yetmektedir.

 

Şairimiz Mete Dayı, arabesk müziğin bütün enstrümanlarını şiirinin vücudunda aynalı süs haline getirmeye çalışmış. Şiirler boyu yangınlarda dolanıp dururken, hep efkâr ikliminin dehlizinde kilitlenip kalmış. Bu durum, büyük kentlerin varoşlarının "modernite ile sefil mâzi arasındaki gelgitler"de saklanıp, kalemin gözyaşı olarak düşüvermiş şiire.


Genellikle, çocukluk ve gençlik dönemi ağrılı, sancılı geçmiş olan şairlerle; anne-baba problemi yaşamış genç beyinlerin ıslak resim kâğıtlarına düşürdüğü izlerdir "acılı-arabesk şiirler..."

 

"Arayış" döneminden kurtulamaz bağrı yanık bu şairler. Arayış, hep arayış.

 

Gönül girdaplarında düşledikleri dünya ile reel hayat tabana tabana zıt'tır. Oradaki zıtlıktan fışkırır arabesk. Çarpık kent sokakları arasında bir çiğdem arayışıdır ama bulamazlar asla. Bulamadıkları sürece de aşkın uçurumundan aşağıya yuvarlanırlar.

 

Arayış dönemini bitirememiş sanatçılar, kilitlenmiş sanatçılardır. O ilk çıkışın, o amatör heyecanların, o ilk aşk acılarının derin kuyularında can çekişmekten adeta zevk alırlar. Acı onlara yemiş olur....

 

Gecenin ve kadehin sonsuz boşlukları dolduracağını zannederler. Oysa, hayat öyle değildir. Onlar da  "melankoli ve acıdan tad çıkarma sanatı" vardır. Geceye sığınanlar, güneşten umud olarak bahsederler. Kaçarlar insanlardan uzaklara. Ahmet Haşim, küçük yaşlarda kaybettiği annesini çöl gecelerinin yıldızla dolu gökyüzünde aramış hep. Psikanalistler böylesi bir duruma "regression" adını verirler. Cahit Sıtkı'ya varın "bitmemiş bir çocukluk özlemi" vardır. Tevfik Fikret'in "ömr-i muhayyel"ine bakın aynı iz vardır. Hayâller ve düşlerin en son durduğu nokta Haşim'in "O beldesi" değil miydi? Tarancı ise "Hey gidi güneşli uykular" dememiş mi? 

 

Semboller ve simgeler gölgeler arasında keskin köşeli olmaktan kurtulurlar. Acıyla beşiklenen şiir bebekleri hasret mektubunun içinden çıkan resimlere dönüşür. O noktada işte, "güneşin gözyaşları"nı algılarsınız. O noktada işte "puslu dağlardan" türküler söyleye söyleye "kardelen ayazları"na ve dibinden kurtulamadığınız "yalnızlık gecesine" varırsınız..."Kopuğum bugün, zamansızım, yarınsızım" der, sabahlara kadar sigara içmeye başlarsınız. "Uzak durursunuz aynalardan..."

En çok renklerin kelimelerle dansını yaparsınız. Renk tayfını fazla döndürmekten korkarsınız. Tayfın parlak, ışıklı renkleri değil, flu, siyah, gölgeli, puslu renklerinden dokursunuz şiir dünyanızı.

Mete Dayı 'da aynen öyle yapmış ve demiş ki:

"ay çırılçıplak
sevdiğim kadın
deniz kapkara
hayalin bembeyaz
delirten yalnızlığının
yokluğunda...
tükenir umutlar
katran sensizlikte
anlamsızlık deli eder
anlamlı gözlerinde
zamanın her köşesinde
parçalanmış yüzüm
karanlığın mabedinde
büyür hüznün
ay sulara indiğinde
sensizlik uçurum
bıçak ağzı
zamanın durduğu yerde
siyah gecelerimin
uzaklardaki
hasret kıyılarısın
acılarımın limanı
sen
sen
sevdiğim kadın

sen
özlemin
ıslak dudaklarısın"

Bu dizelerde (kapkara,bembeyez,katran,karanlık, siyah, gece)renk tayfında bir sevda-sevgili arayışı var. Bütün bu renklere(Hasret, hüzün, sensizlik, parçalanmak, anlamsızlık, yalnızlık)ı da varın siz ekleyin. Karşınıza deliler hapishanesinde ağlayan duygulu âşık tablosu çıkar mı, çıkmaz mı?

 

Mete Dayı, duygularını zaptedemeyen bir şairdir. Bu çıkmaz kara, soğuk, zift uçurumdan kurtardığında kalemini, inanıyorum ki ışıklı seherlerin muştulu "günaydınları" ndan şiir papatyaları sunacaktır bizlere...

*

Bence, şair edebî sanatlar üzerinde de durmalı.
Bence anlatım tekniğini daha ileri noktalara taşımalı.
Kendini tekrar yerine, orjinal olanı yakalamalı.

*

Cahit Sıtkı ve Orhan Veli neslinin dilinden gidişi tamam, güzel. Lâkin, o neslin "söylem" biçimine dikkat etmeli.

*
Yalnızlık, yoksulluk, sefillik, arayış, boyun büküş kalıplarını servet-i fünuncular ve Fecr-i Âticiler "mecaz ve benzetme" sanatlarını kullanarak yenmiş ve gerçeği aşmışlardır. Görünen âleme bağlı şairlerin dünyasında "değişim" yoktur.

 

Acıya ruhunu kilitlemiş ve ondan gıdalanan şairdir Mete Dayı...


Başarılarının devamını diler, selam ve saygılar sunarım.


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2017-07-21 00:05 GMT, 124 Gün önce düzenlendi.
__________________