Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Öldürülen Şairler » TÜRKİYE YASTA… ( Dr. Halil ATILGAN)

Yazar Mesaj   #2578  2017-08-24 01:18 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1908
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

 

TÜRKİYE YASTA…

 

                                                                                              Dr. Halil ATILGAN

 

            Türkiye Yasta… Niye mi? Şehzade Mustafa’yı babası Kanuni Sultan Süleyman öldürttü. Onun için… (Diziyi seyretmeyenler için Mustafa’nın ölümünü kısaca özetlemek istiyorum.) 

        

Şehzade Mustafa’nın Ölümü…

 

Şehzade Mustafa: Kanuni Sultan Süleyman’ın Mahidevran Sultan'dan olan ilk çocuğudur. İyi eğitilmiş, cesur ve başarılı bir asker. Halk tarafından da çok seviliyor. Kanuni’nin en büyük oğlu olması nedeniyle babasından sonra da onun tahta çıkması bekleniyor. İşin kötüsü Hürrem Sultanla da hiç suyu bir araya akmıyor.

 

 Şehzade Mustafa Saruhan (Manisa) Sancak Beyi olarak görev yaparken, Hürrem Sultanın Kanuni’ye baskısıyla saltanat merkezine yakınlığından dolayı Saruhan ( Manisa) Sancakbeyliğinden alınarak Amasya Sancakbeyliğine atanıyor. Amasya’da oğluyla birlikte yaşayan Mahidevran Sultan onu korumak için elinden gelen tüm gayreti gösteriyor. Başına gelecekleri tahmin ettiği için de oğlunun koruyucu meleği oluyor.  Fakat: Hürrem’le Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa’nın önünü kesmek, engellemek ve yok etmek için ellerindeki tüm imkânlarını kullanıyor, çeşitli planlar hazırlıyorlar.

 

O zamanın Venedik Elçisi Navagero sarayda dönen entrikaları şöyle dile getiriyor: “Gelişmelerin günden güne kendi aleyhlerine gittiğini gören Rüstem Paşa, gizlice şehzadenin mührünü kazıttı. Şehzade Mustafa’nın ağzıyla İran Şahı Tahmasb’a bir mektup yazdı. Sahte mektupta, şehzade, padişah olması halinde Şah Tahmasb ile yakın bir dostluk kuracağını bildiriyor ve Şah’ın güzel kızı Feride ile evlenmek istediğini söylüyordu. Rüstem Paşa, şehzade adına yazdığı sahte mektubu Zeynel Bey vasıtasıyla İran şahına gönderdi. Şahın cevaben şehzadeye yazmış olduğu mektubu da aynı yolla ele geçirdi. Rüstem Paşa çok büyük bir koz yakalamıştı. Gerektiğinde bu sahte mektupları padişaha gösterecek ve şehzadenin sonunu hazırlayacaktı.

 

1552’de Veziriazam Rüstem Paşa, İran seferine çıktı. Ancak Anadolu’daki asker ve halkın Şehzade Mustafa’ya büyük muhabbet beslediklerine şahit oldu. Padişahın yaşlandığı ve Rüstem Paşa’nın da ortadan kaldırılması gerektiği yönünde dedikodular üzerine veziriazam, hemen bir adamını İstanbul’a göndererek meydana gelen olayları Kanunî’ye iletti. Bu arada daha önce Şah Tahmasb’a yazdığı sahte mektupları da Şehzade Mustafa’nın aleyhine delil olarak gönderdi. Artık, Kanunî Sultan Süleyman tamamen oğlunun aleyhine dönmüştü.


            Sultan Süleyman, Rüstem Paşa’yı geri çağırarak seferin ertesi yıl bizzat kendi komutasında yapılacağını bildirdi. Kanunî, 28 Ağustos 1553’te ordusuyla Üsküdar’dan hareket etti. Ordu 5 Ekim’de Konya Ereğlisi yakınındaki Aktepe denilen mevkide konakladı. Orduya katılması talimatı verilen Şehzade Mustafa, babasının kendisiyle ilgili düşüncelerinden habersiz, birlikleriyle babasının otağının 2mil uzağına otağını kurdu. Şehzade Mustafa, akşama doğru babasının otağından kendisine doğru üzerinde kâğıt bulunan bir ok atıldı. Kâğıtta babasının otağına kesinlikle gitmemesi, babasının onu öldüreceği yazılıydı. Şehzade Mustafa bunu Rüstem Paşa’nın kendisine karşı bir hilesi olarak düşündü. Şehzade Mustafa, çevresinin bütün uyarılarına rağmen babasının kendisini öldürteceğine inanmıyordu.
 

Şehzade Mustafa, padişahın çadırına girdiğinde elinde bir yayla tahtta oturan babasını hürmetle selamladı. Kanunî bu selama, ‘Ah köpek! Sende hâlâ beni selamlayacak cesaret var mı’ diyerek arkasını döndü. Bu işaret üzerine iri cüsseli dilsiz yedi cellât şehzadenin üzerine atıldılar. Şehzade Mustafa böyle ani bir saldırı karşısında bile cellâtlardan kurtulup, onları yere sermeyi başardı. Bu sırada karşısına çıkan Zal Mahmut Ağa, şehzadeye çelme takarak onu yere düşürdü ve hemen kemendi boynuna geçirdi. Birkaç dakika sonra şehzadenin cesedi çadırın dışına çıkarılarak bir İran halısının üzerinde teşhir edildi[1].” Şehzade Mustafa artık yoktu. Babası onu 38 yaşında boğdurarak öldürttü[2].  

 

Evet; tespitlerimize göre Şehzade Mustafa’nın ölümü böyle. Dizide de böyle mi bilemiyorum. Çünkü ben iyi bir televizyon seyircisi değilim. Hele dizi seyircisi hiç değilim. Eskiden belgeselleri takip ediyordum. Recep Tayip Erdoğan’ı her gün televizyonda görmekten gına geldiğim için çok şükür onu da bıraktım. Takip ettiğim bir konu olmaz ise televizyon seyretmiyorum. Recep Tayip Erdoğan sayesinde televizyon seyretmeyi de terk ettim. Dolayısıyla Muhteşem Yüzyıl dizisini seyretmedim. (Bizim hanede dizi seyrediliyordu.) Ama okuduğum kitaplardan Kanuni dönemindeki entrikaları biliyor, ülkemin insanlarının bu dizi sayesinde, Şehzade Mustafa’yı, Osmanlı’nın, Kanuni dönemindeki saray entrikalarına şahit olacaklarını, Mustafa’nın nasıl öldürüldüğünü göreceklerini, Mahidevran Sultan’ın Amasya’da oğlu Şehzade Mustafa’yı korumak için nasıl çabaladığına tanık olacaklarını, kendi tarihini az da olsa tanıyacaklarını biliyordum. Zira okumayan bir toplum tarihini dizilerden öğrenecek, babanın oğlunu nasıl öldürttüğüne tanık olacaktı. Onun için Şehzade Mustafa’nın ölümünü sabırsızlıkla bekliyor, neler yazılıp çizilecek diye sabırsızlanıyordum.

 

Dizinin oynadığı gecenin ertesi sabahı, yani 14 Şubat 2014 tarihinde gazete alırken konuya vakıf oldum. Gazete başlıklarında “Türkiye Yasta”. “Bu Gece Türkiye Muhteşem Yüzyıl Dizisine Kilitlendi.” “Türkiye Mustafa’ya Ağlıyor”.“Türkiye Mustafa’nın Yasını Tutuyor”.“Mustafa’nın Bursa’daki Mezarını 1000 Kişi Ziyaret Etti”. “Belediye Başkanları Mustafa’ya Dua Etti.” Gibi haberler yer almıştı.

 

 “Türkiye Yasta” haberini görünce hayret ettim. Reyhanlı’da bomba patlar 52, Hakkari’deki Aktütün Karakol saldırısında suçsuz günahsız 43 asker şehit olur hiç kimse yas tutmaz.  Doğuda özerklik ilan edileceği haber olarak yayımlanır. Hiç kimsenin kılı kıpırdamaz. Kimin umurunda. İnek emse de var bir tas süt, emmese de. Kimin nesine gerek. Akşam olsun diziler başlasın. Bugün “A” kanalı, yarın “B” kanalı, öbür gün “C” kanalı yayımlasın dizileri. Otursun hanımefendiler, beyefendiler başlasınlar Arabesk şarkılar gibi sloganlaşmış dizileri seyretmeye.  Aşkın Bedeli – Yalancı Yârim – Beni Affet –  Ömre Bedel – Yalancısın Sen – Makber – Sensiz Yaşayamam – Hayatımın Şarkısı – Hicran Yarası –  Ey Aşk Nerdesin – Beni Unutma  – Bu Kalp Seni Unutur mu –   Aşk Bir Hayal – Aşk Yakar – Aşkı Memnu vb.

 

Şimdi Muhteşem Yüzyıla kilitlenen yurdumun insanları bir zamanlar da Aşkı Memnu adlı diziye kilitlenmişti. Hem de memnu sözcüğünün anlamını bilmeden. Diziye kilitlenen 100 seyirciye “Memnu” sözcüğünün anlamı nedir desek kaç kişi cevap verir bilemiyorum. Memnuyu bilmez ama diziyi seyreder. Yörük gelinin dediği hesap: “Hem giderim ham ağlarım.” Hem gider hem ağlar. Hem de dizisini seyreder. Ülke soyulmuş. Yurtseverler içerde, Özgürlük Yürüyüşü yapanlar suyla havaya uçurulmuş. Kimin nesine gerek.  İlle dizilerim. Dizeler de öyle diziler ki. Her biri bir uyuşturucu... Ülkede uyuşturucu ticareti yapanların peşinde narkotik polisleri göz açtırmıyor. Ama beri taraftaki uyuşturucu dizilerin peşinde kimse yok.  Onun için de, sen mi, ben mi daha iyi ağlatacağım diye birbiriyle yarış ediyor. Toplumu her gün biraz daha olaylardan, ülke sorunlarından uzaklaştırıyor. Her gün biraz daha neme lazımcı yapıyor. Kısaca bir duyarsızlık almış başını gidiyor. Sonuçta yetmiş milyon insan Muhteşem Yüzyıl dizisine kilitleniyor. Mustafa ölüyor, yetmiş milyon yas tutuyor. Fakat yas fazla uzun sürmüyor. Evlenme ve magazin programları Mustafa’nın ölümüyle gerilen sinirleri gevşetiyor. Kısa zamanda yine herkes pür neşe. Dizilerinin başında…

 

Devlet kendi ülkesinde yaşayan insanları televizyon kanallarındaki programlarla uyuşturuyor. Alkole ne gerek. Afyona ne gerek. İşte televizyonlar hepimize yeter. Vay benim ülkem vay… Kültür, şiir, edebiyat müzik, güzel sanatları hak getire. Onlar nedir ki… Ağır başlı programlar. Seyredilir mi?  12 yılda bir kişinin bir kitap okuduğu ülkede bu millet Seda Sayanı tanımasın da beni mi tanısın. Vay benim ülkem vay diyerek içimin yandığını ifade ediyor Türkiye Yasta başlıklı yazımı Pakistanlı bir bilim adamı Dr. Faruk Saleem – (İslamabat, Pakistan) yaptığı bir araştırmadan vereceğim örneklerle bitirmek istiyorum.

 

Araştırmacının tespitine göre: “Dünyada yalnızca 14 milyon Yahudi /Musevi var. (Kuzey ve Güney Amerika'da 7 milyon, Asya'da 5 milyon, Avrupa'da 2 milyon ve Afrika'da  100  bin Musevi yaşıyor.) Peki, kaç Müslüman var: 1,4 milyar Müslüman. (1 milyar Asya'da, 400 milyon Afrika'da, 44 milyon Avrupa’da, 6 milyon Amerika kıtasında.) Yani dünyada 1 Musevi’ye karşın 100 Müslüman var... İyi ama Yahudiler Müslümanlardan niçin 100 kat daha güçlü, daha zengin, daha eğitimli ve daha mucitler? Zamanın en etkin bilim adamlarından  Albert Einstein bir Yahudi. Psikanalizin babası Sigmund Freud, Karl Marks da  birer Yahudiydi.  


Benjamin Rubin: İnsanlığa aşı iğnesini armağan etti.

Jonas Salk: İlk çocuk felci aşısını geliştirdi. 

Gertrude Elion: Lösemiye karşı ilaç buldu. 

Baruch Blumberg: Hepatit-B aşısını geliştirdi. 

Paul Ehrlich: Frengiye karşı tedaviyi buldu. 

Gregory Pincus: İlk doğum kontrol hapını geliştirdi.

Willem Kolff: Böbrek diyaliz makinesini yaptı. 

Peter Schultz: Optik lif kabloyu, Charles Adler trafik ışıklarını,

Benno Strauss: Paslanmaz çeliği, 

Isador Kisse: Sesli filmleri,

Emile Berliner: Telefon mikrofonunu, 

Charles Ginsburg: İlk bantlı video kayıt makinesini geliştirdi. 

Stanley Mezor: İlk mikro-işlem çipini icat etti. 

Leo Szilard: İlk nükleer zincirleme reaktörünü geliştirdi.


            100 yıl içinde Yahudiler sadece bilimsel alanda 104 Nobel ödülü kazanırken, 1,4 milyar Müslüman sadece üç Nobel ödülü kazandı. 

 

Soru: Neden Müslümanlar bu kadar güçsüz? 

 

Cevap: Yanlış eğitim verdikleri ve gelişime yararı olmayan birer eğitim sistemi uyguladıkları için. (Büyük oranda Din Eksenli, Sorgusuz, Araştırmasız, Ezberci ve Dayatmacı eğitim...)


          Hâlbuki dünyada yaklaşık 1.476.233.470 Müslüman yaşamaktadır Toplam dünya nüfusu içinde her 5 kişiden biri Müslüman. Her bir Yahudi'ye karşılık 100 Müslüman bulunmaktadır.  Pekiyi Müslümanlar bu kadar kalabalıklar ama neden güçsüzler? Nedeni eğitimsizlik. “

 

İşte bunu yıllar önce tespit eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Başarının sırrı Çalışmak. Çalışmak… Çalışmak”… dedi. Ama yurdumun insanı siz boş verin Gazinin dediğini: Yarın hangi kanalda hangi dizi var ona bakın. Yalancısın Sen / Yalancı Yarim / – Beni Unutma  – Bu Kalp Seni Unutur mu?...

 

Hangisini beğenirsen…

 

[1] www.sondevir.com/tarih/.../sehzade-mustafa-nasil-olduruldu-video.html‎

[2] Osmanlıda İnfaz şekilleri, kişinin konumu, mevkii, rütbesine ve işlediği suça göre değişiyordu. Osmanlı sultanları ve şehzadelerinin kanı dökülmez, yay kirişi, ip ve kementle boğularak öldürülürlerdi. İşte bu gelenek gereği Şehzade Mustafa’da boğularak öldürüldü. Bu öldürme şekli Müslüman olmadan Şaman olan Türklerin inancından kaynaklanıyordu. Zira Şaman Türkler kan akıtmadan öldürmeyi gelenek haline getirmişlerdi. 


__________________