Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Şiirbaz Sultanlar » (12)-KAN KOKULU OSMANLI(1)

Yazar Mesaj   #1020  2016-01-02 02:57 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

ŞİİRBAZ SULTANLAR (12)-KAN KOKULU OSMANLI(1)

Mustafa CEYLAN

********************************

Ey Oğul !


 

Bir gecede ne kadar kardeşi varsa öldüren Şiirbaz Sultanımız III.Mehmed, ilerleyen zaman içinde “fala baktırdı, demek ki  tahtımda gözü  var” diyerek büyük oğlu Mahud’u da öldürmüştür.
Burada sözümüze bir virgul atalım, Osmanlı’nın kardeş cinayeterinin kronolojisini ele alan bir yazıya birlikte göz atalım, olmaz mı? Yazı  şöyle :
Bir hanedan saltanatı olan Osmanlı’nın bizzat kendi hanedan mensupları için de aslında nasıl bir cehennem olduğuna Çetin Altan’ın “Tarihin Saklanan Yüzü” adlı eserinde biraz ışık tutulmaktadır. Aşağıda Osmanlı’nın kurucusu Osman Bey zamanından başlayarak Sultan Vahidettin’e kadar devrilen 17 padişah ve öldürülen sayısız şehzade ile ilgili (1298 – 1922 arası) tarihin o kitaptan alınma bir özetini bulacaksınız.
Osmanlı’nın Osman Bey eliyle kurulduğu söylenen o yıllarda “Ayasofya” bir tapınak olarak inşa edilişinin sekiz yüzüncü yılını idrak etmektedir. Marko Polo’nun karadan yaptığı Uzakdoğu gezisi de, tam bizim Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarına rastlar. 1271-1295 arasıdır. Ne var ki, Marko Polo’nun anılarını o dönemin büyük İtalyan yazarı Rustichello, gezginin ağzından ne kadar düzgün, düzenli ve çekici olarak kaleme almış. Oysa bizim Osmanlı devletinin kuruluşuyla ilgili anlatımlar düzensiz, çelişkili, karmakarışık ve çoğunlukla da sonradan geliştirilmiş yakıştırmalarla doludur…
Kişi hak ve özgürlükleri daha 1215’te, yani Osmanlı devletinin kurulmasından seksen beş yıl önce İngiltere’de “Magna Carta Libertatum” yasasıyla güvence altına alınmıştı. O temel yasada şöyle deniyordu: Hiçbir özgür kişi, kendi denklerinin hukuken geçerli bir hükmü ya da ülke yasalarının gerektirdiği durumlar dışında tutuklanamaz, hapse atılamaz, mallarından ve yasal haklarından yoksun bırakılamaz, sürgüne gönderilemez ya da hiçbir biçimde zarara uğratılamaz; biz (kral olarak) ona saldırmayacağımız gibi, kimseyi de üzerine saldırtmayacağız.


 

İsmail Hakkı Uzunçarşılı Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılları hakkında “beylik kurdukları zamanların tarihi pek karışık olup, eldeki malumatın mühim bir kısmı sonradan yazılmış eserlere dayanmaktadır” der. Prof. Paul Wittek ise “Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” adlı eserinde “Osmanlı Devleti’nin Kayı aşiretinden geldiği iddiası tümden reddederek, bu iddianın ilk kez II. Murat döneminde ortaya atılıp, ondan sonra benimsendiğini ve hiçbir belgeye dayanmadığını” iddia ediyor. Tarihçi Danşimend de aynı kanıda… Orhan döneminde basılan ilk sikkenin altında, minicik bir “V” damgası görülmüş. İşte bu “V” damgası Kayı aşiretinin simgesi kabul edildiğinden Osmanlı Devleti’nin Oğuz Türklerine bağlı Kayı aşiretinden geldiğinin tek son belgesi olmuştur. O yüzden de başka hiçbir kanıtı bulunmayan bu Kayı aşireti konusunda bir şüpheli durum hep var olacaktır.
-Neşri’nin Cihannüma adlı eserinde yazıldığına göre babası Ertuğrul Bey’in ölümünden sonra Kayı aşiretinin başına geçen Osman Bey kendisine siyasi rakip olarak gördüğü (o sıralarda doksan yaşlarında olan) amcası Dündar Bey’i bizzat kendi eliyle ve okla öldürmüştür (yıl 1298).
-Devletin kuruluşuyla başlayan bu cinayetlerden ikincisi 62 yıl sonra I. Murat tarafından işlendi. Üçüncüsü de onun tarafından, dördüncüsü de. İki kardeşini de kendine başkaldıran oğlunu da ilk öldürmüş padişah odur. Rivayet edilir ki bir de merhum ağabeyi Süleyman Paşa’nın oğlu Melik Nasır’ı öldürmüş.
 
I. Murat (Hüdavendigâr) Osmanlı’nın ikinci padişahı Orhan Gazi’nin oğlu ve Osmanlı’nın üçüncü padişahıdır. Kendisi Halil ve İbrahim adlı iki kardeşini Eskişehir’de yakalayarak öldürttükten sonra iktidar olmuştur. Kendisine başkaldırdığını düşündüğü oğlu Savcı Beyin de önce gözlerini kızgın demirle kör edip daha sonra öldürtmüştür. Savcı Bey’in öldürülmesi Osmanlı hanedan cinayetlerinin dördüncüsüdür.
-I. Murat’ın ilk eşi Marya (Gülçiçek) Hatun’dan doğan büyük oğlu Yıldırım Beyazıt hanedan cinayetlerinin beşincisini işlemiştir. Babası 1. Kosova savaşında ölmesi üzerine kendisi onun yerine geçer geçmez (daha savaş sürmekte iken) kardeşi Şehzade Yakup’u baban çağırıyor diye çağırtarak boğdurmuş, babasıyla ikisinin cesetlerini Bursa’ya göndererek defnettirmiştir (1389).
Yıldırım Beyazıt on üç yıl süren saltanatından sonra savaş alanında yenilip tutsak edilerek tahtından indirilen ilk ve tek Osmanlı padişahı olmuştur. (1402) Kendisi Osmanlı’yı yenen Timur’un tutsaklığında bir yıl kadar yaşadıktan sonra kırk iki yaşında ölmüş. Timur, Yıldırım’ın cenazesini babasıyla birlikte tutsak aldığı Musa Çelebi’ye vererek Çelebi’yi de özgür bırakmış. Musa Çelebi, Yıldırım’ın cenazesini Bursa’ya getirip orada defnetmiştir.
-Ankara Savaşı sırasında Yıldırım Beyazıt’ın altı oğlu hayattadır. Süleyman, Mustafa, Musa, İsa, Mehmet ve Kasım. Bunlar Olga, Olivera, ve Devlet Hatun isimli üç eşten olmadır. Hangisi hangisinden tam belli değil. Yenilgiden sonra oğullar arasındaki bölünme ve on bir yıl kadar süren kavgalardan sonra 1413 yılında Çelebi Mehmet’in iktidara hâkim olmasıyla Osmanlı’nın yeniden kurulduğu söylenebilir. Kardeşlerden Mustafa savaşta kayboldu. Süleyman, Musa, İsa, Mehmet Çelebi aralarında sürekli mücadele ettiler. Önce Mehmet Çelebi İsa’yı Eskişehir’de yakalayıp boğdurttu. Sonra Musa Çelebi ağabeyi Süleyman Çelebiyi boğdurttu. Daha sonra Musa Çelebi Mehmet Çelebiden kaçarken bir su arkına düşüp boğuldu. Ölen üç kardeş de Bursa’da babalarının yanına gömüldüler. Savaş sırasında çok küçük olduğu için Bursa’da kalan en küçük kardeş de Kasım Bizans İmparatoruna rehin verildiğinden İstanbul’da kalıp Bizanslı olmuştur. Böylece Mehmet Çelebi 1413 yılında tek hak sahibi olarak iktidara geçer. Kaybolan Mustafa Çelebi de 1418’de ortaya çıkmış, Yıldırım’ın özbeöz oğlu olduğu halde adı Düzmece Mustafa olarak kalmıştır. Bu yeniden kuruluş yıllarının iktidarı olduğundan ona da Padişah değil Çelebi denmiştir.
-1. Mehmet 1421’de otuz üç yaşında iken bir av kazası sonucu öldü. Cesedinin iç organları sökülüp, cesetten çıkartılan organlar cesedin bulunduğu odaya gömüldükten ve içi boş ceset temizlendikten sonra tahnit edilerek yatırıldığı yatakta sanki canlıymış pozu verilerek kırk gün Edirne sarayında saklandı. Bütün bu operasyonun maksadı Mustafa Çelebi’nin çıkıp gelerek tahtta hak iddia etmesinin önüne geçmekti. Mehmet Çelebi öldüğünde arkasında üç tane oğul bırakmıştı. 18 yaşındaki Murat, 13 yaşındaki Mustafa, 9 yaşındaki Mahmut. Kırk günün sonunda büyük oğul Murat sancak beyi olduğu Amasya’dan Bursa’ya geldi ve babasının ölümüyle birlikte kendisinin de padişahlığı ilan edildi.
On sekiz yaşındaki II. Murat’ın padişahlığını ilan etmesiyle birlikte amcası Mustafa Çelebi de Edirne’de hükümdarlığını ilan etti. Tahta çıkışının birinci yılında amcasıyla savaşa tutuşan II. Murat sonunda Çelebi Mustafa’yı Edirne’deki hisar burcuna astırdı (1422). Bir yıl sonra da on üç yaşındaki öz kardeşi şehzade Mustafa’yı İznik’te yakalatıp bir incir ağacının dibinde boğdurduktan sonra Bursa’da babası I. Mehmet’in yanına gömdürdü (1423). Daha da küçük yaştaki öbür iki kardeşleri Mahmut ile Yusuf’un da sadece kızgın demirle gözlerini çıkartıp kör ettirmekle yetinmiştir.



Osmanlı’yı bizim altı yüz yıllık bir bütün halinde görmek hoşumuza gitse bile yüz-yüz elli yılda bir kanlı anarşi dalgalarıyla iktidar boşluklarına uğramıştır. Çok şehzade öldürülmüş, çok padişah devrilmiştir. Egemenlikte mutlak bir tekel sağlamak amacıyla işlenmiş olan siyasal cinayetler, otoriteyi keskinleştireceğine devleti -birbirine eklenen sigaralar gibi- hiç bitmeyen ayaklanmaların kızgın fırını içine çekmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, genişledikçe genişlemiş, sonra da küçüldükçe küçülmüş, ama hiçbir zaman çağını gerçekten yakalayacak güçlü birikimli ve sürekli bir kalkınma içine girememiştir.

Osmanlı’nın zaman zaman kimlerle anlaşıp, kimlerle dövüştüğü ortada… Hıristiyanlar kadar Müslümanlarla da savaşmış, Müslümanlarla anlaştığı kadar Hıristiyanlarla da anlaşmış, kendine özgü, garip ve geometrisiz bir egemenliktir Osmanlılık…


 

-Murat, tıpkı babası Mehmet Çelebi gibi, inme inerek öldü. O sırada kırk dokuz yaşındaydı. Toplam otuz yıl kalmıştı iktidarda. Oğlu II. Mehmet, Manisa’dan Edirne’ye gelinceye kadar, ölümü on altı gün gizlendi. Tarih 1451. Çelebi Mehmet’ten sonra ölümü gizlenen ikinci padişahtı II. Murat. Ve Bursa’ya gömülen son padişah da o olacaktı.
Akla burada bir başka soru daha takılıyor. Mehmet Çelebi’yle oğlu II. Murat inme iner inmez gerçekten hemen ölmüşler miydi? Yoksa felçli bir padişahın padişahlık edemeyeceğini düşünenler, onlara belgesi olmayan bir kolaylık mı göstermişlerdi? Kim bilir?
II. Mehmet, 18 Şubat 1451’de Edirne’de üçüncü defa hükümdar olduğu zaman yaşı on dokuzla yirmi arasında İdi. Sultan Murat öldüğü zaman Mehmet’ten başka İsfendiyar Bey’in torunu olan haremi Hatice Sultan’dan henüz süt emen Ahmet adında bir çocuğu olmuştu. Acele Edirne’ye gelen yeni hükümdarın emriyle bu çocuk boğuldu…

Ve II. Sultan Mehmet, bu olaydan yirmi yedi yıl, “Magna Carta”dan ise 262 yıl sonra, (karındaşların nizam-ı âlem içün katlitmek münasibdür – padişah olan şehzadenin kardeşlerini öldürebileceği), o ünlü fratrisit yasasını kaleme alacaktı. Kendisi de zaten ilk örneğini verip emzikteki kardeşi Ahmet’i öldürterek böyle bir “teamül”ü başlatmıştı. Kendisi ayrıca Bizans’la bir anlaşma yapmıştı. Bu anlaşmaya göre, Bizans’ın elinde bulunan Osmanlı hanedanına mensup Şehzade Orhan’ın salıverilmemesi için Çorlu ve çevresi Bizans’a terk ediliyor ve daha önceki padişahlar gibi Bizans’a yılda üç yüz bin akçe ödenmesi kabul ediliyordu. Kimdi bu Şehzade Orhan? Babası kimdi, anası kimdi, hangi padişahın oğlu yahut torunuydu? Kim bilir? Bunu bilmiyoruz işte…
 

Otuz yıl iktidarda kaldıktan sonra, kırk dokuz yaşında dünyadan ayrılan Fatih’in, zehirlenerek öldürüldüğü iddiaları da boşuna çıkmamıştır ortaya… Bizans’ı yıkmak yerine, onun başına geçme aranışı, besbelli ki pek hazmedilememiştir çevresinde…



Fatih II. Mehmet, on dokuz yaşında Edirne’de tahta çıktığı sırada, Johannes Gutenberg, Almanya’nın Mainz kentinde ilk matbaayı icat etmişti bile… 1495’te II. Beyazıt, kardeşi Cem’in öldürülmesi için Papa’ya üç yüz bin altın önerdiği sıralarda da Kristof Kolomb, çoktan Atlas Okyanusunu geçmiş ve “Yeni Dünya’da koloniler kurmaya başlamıştı.

Biz İstanbul’u almasına aldık, ama iki şeyi de o sıralarda atladık; biri matbaanın icadını, öteki okyanusların keşfini… Batı’yla Doğu arasındaki “çağdaştık” uçurumlarının büyümesinde bu iki faktörün etkisi, durmadan kendi kendisinin karesiyle şahlanan bir rol oynadı…


 

Sultan Mehmet’in çağdaşı olan Âşık Paşazade, Fatih’in ölümünü imalı bir dille şöyle anlatıyor: “Vefatına sebep ayağunda zahmet vardı. Tabibler Macundan aciz oldular. Ahir tabibler cem oldu, ittifak ittüler. Ayağından kan aldular. Zahmet ziyade oldu. Şarab-ı fariğ verdüler. Allah rahmetine vardı.” Hekimler nasıl bir ilaç vermişlerse, Fatih o ilacı içer içmez ölmüş. Hem de yine Âşık Paşazâde’nin deyimiyle “ciğeri doğranarak…” Yani acılardan kıvranarak… Tarih 1481




 

--------------------devam edecek--------------------------

__________________