Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Şiirbaz Sultanlar » (17)-KAN KOKULU OSMANLI (6)

Yazar Mesaj   #1025  2016-01-02 03:04 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

ŞİİRBAZ SULTANLAR (17)-KAN KOKULU OSMANLI (6)
Mustafa CEYLAN

*********************************


Lale Devri sultanı III. Ahmet’in devrilmesiyle sonuçlanan olayların özetine _ kısaca bir göz atalım:
 

1- Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 10 Mayıs 1718’de veziriazam oldu. Kendisi altmışına yakındı. Karısı da III. Ahmet’in on dört yaşındaki dul kızı Fatma Sultan’dı,
2- Veziriazam Damat İbrahim Paşa’nın sadarete çıkmasından iki ay kadar sonra, 17 Temmuz 1718’de, neredey­se tüm İstanbul’u bir kül yığınına çeviren büyük bir yangın felaketi yaşandı.
Bir hafta boyunca süren yangılar, binlerce insanı evsiz barksız bıraktı. Her semtte kol kol yağmacı çeteleri türedi.
3- Nevşehirli Damat İbrahim Paşa, yanıp yıkılmış İstanbul’u yeni baştan kurdu. Salı Pazarı’nda Eminabad, Ferahabad; Alibeyköy yakınlarında Hüsrevabad, Defterdar’da Neşatabad ve Kâğıthane’de Sadabad kasırları da bu arada yapıldı. Kâğıthane deresinin yatağı değiştirildi, her iki kıyısına mermer rıhtımlı kanallar açıldı.
Bütün bunlar ne kadar zamanda oldu biliyor musunuz, altmış günde.
4- III. Ahmet’in Sadabad Kasrı’ndaki görkemli eğlenceleriyle birlikte, Osmanlı tarihinde de yeni bir dönem başlamıştı; İstanbul artık yaşamasını ve eğlenmesini öğreniyordu.
Her yer lale bahçeleriyle donanmıştı. Baharla yaz aylarındaki Çırağan sefalarının gecelerine, zamanın ünlü ozanlarıyla musikişinasları katılır, kaplumbağaların üstüne dikilmiş yüzlerce kıpırtılı mumun titrek ışıkları içinde, perisel masallar yaşanırdı.
Kışın ise ağırlık helva sohbetlerine kayardı.
5- Rus Çarı Büyük yahut Deli Petro, Tebriz’i ele geçirmişti. Bundan yüreklenen İranlılar da Osmanlı hudutlarında saldırıya geçmişlerdi.
III. Ahmet, yeni savaşlara girmenin astarı yüzünden pahalıya mal olacağına inanıyordu. Savaşa gitmeye tümden boş veriyormuş gibi görünmek de hoş değildi. Halk ayaklanabilirdi.
6- Tarihte kimsenin aklına gelmemiş bir iş yapıldı. Savaşa gitmeden savaşa çıkılıyormuş gibi görkemli bir tiyatro hazırlandı.
Parlak bir savaş alayıyla Üsküdar’a geçildi. Bu sırada bütün donanma da kıyı boyunca Boğaz’a doğru açılıyordu. Bu geçit töreni dört saat sürdü.
Üsküdar’da da halkı kandırmak için her türlü önlem alınmıştı.
“Bir yandan padişahın tuğları çekiliyor, III. Ahmet, çevresindeki uzun sorguçlu silahlı muhafız takımının ortasında at üzerinde gidiyordu. Arkada sarayın ileri gelenleri, padişahın kılıcını, yedek sarığını, aptes İbriğini taşıyordu. Halkta, savaş ilanı düşüncesini uyandırmak için her çareye başvurulmuştu. Fakat Kadıköy’e gelindiğinde, alay dağılmış, herkes kasırlara ve Boğaziçi’ndeki yalılara dönerek yeniden zevk ve sefa âlemlerine dalınmıştı. Bu aldatmacanın foyası çabucak ortaya çıkmış, halkın kızgınlığını daha da artırmıştı’’(Suikastlar ve Ayaklanmalar Tarihi)
7- İlk ayaklanma belirtileri, düzmece seferberlik tiyatrosundan iki ay sonra  kendini gösterdi. Ayaklanmayı perde arkasından İstanbul kadısı Zülâli Hasan Efendi ile Ayasofya vaizi Ispirzade Ahmet Efendi yönetiyordu. Patrona Halil ve adamları aslında o ikisinin kuklasıydı.
8- Ayaklanmaya katılanlar, akşam evlerine döndüklerinde ortalıkta kırk-elli kişi ya kalmış ya kalmamıştı. Saray ise gereksiz bir telaş içindeydi. Sancak-ı şerifi çıkarıp adam toplama derdine düşmüş, ama onu da becerememişti.
9- İsyancılar, Damat İbrahim Paşa ile iki damadının ve bir de Şeyhülislam Abdullah Efendi’nin kellelerini istiyorlardı.
İbrahim Paşa’nın damatlarından biri, Kaptan-ı Derya Kaymak Mustafa Paşa, öteki de sadaret kethüdası Mehmet Paşa idi. Ayrıca kellesi istenenlerin toplamı 37 kişiye varıyordu.
10- III. Ahmet’in kız kardeşi Hatice Sultan, padişaha “İsyancıların istediği kelleleri ver, tahtını kurtar” demişti.
Bundan sonrasını Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın kaleminden okuyalım.
III. Ahmet, asilere teslim edilmesi istenen İbrahim, Mustafa ve Mehmet paşaları kurtaramayacağını anlayınca, kendisini indirilmekten kurtarma kaygısına düştü. Asilerin yaptıkları tayinleri kabul etti. Damadı İbrahim Paşa İle diğer ikisinin diri diri asiler eline teslim edilmeleri muvafık görülmediğinden, padişahın mührü İbrahim Paşa’dan alındıktan sonra, kapı arasına gönderilip, daha evvel oraya gönderilen iki damadı İle beraber boğularak cesetleri Alayköşkü duvarından dışarı atılmak istendiyse de, sonra bundan vazgeçilerek, bir öküz arabasıyla At Meydanı’na yollandı…
Sarayda boğulan üç vezirin cesedi At Meydanı’na getirildikten sonra asiler, saltanat tebeddülü hakkındaki maksatlarını yavaş yavaş meydana koyarak:
“Kusur kalan cümle şöyle dursun; Sultan İbrahim nice oldu? Bunun bize cevabını versin”, dediler.
Kastettikleri Sultan İbrahim, III. Ahmet’in küçük amcası Sultan II. Ahmet’in oğluydu.
Avcı IV. Mehmet tahttan indirilince önce kardeşleri II. Süleyman’la, II. Ahmet tahta geçmişti. Sonra da büyük oğlu II. Mustafa…
Yeniçeriler Sultan II. Mustafa’yı devirdikleri zaman bir süre kararsız kalmışlardı; II. Mustafa’nın kardeşi III. Ahmet’i mi tahta geçirelim; yoksa Avcı’nın küçük kardeşi II. Ahmet’in oğlu İbrahim’imi, diye…
III. Ahmet’in tahta çıkması uygun görülmüştü. Ve bir süre sonra da Sultan III. Ahmet (söylentilere göre) yeğeni Sultan İbrahim’i boğdurmuştu.
Onun için şimdi isyancılar:
- Sultan İbrahim nice oldu? diye bağırıyorlardı.
Besbelli ki Patrona Halil’in adamları, III. Ahmet’in de tahtta kalmasını istemiyorlardı. Hem de veziri azamıyla onun iki damadını da boğdurtup cesetlerini kendilerine vermiş olduğu halde…
Ve şöyle diyorlardı:
Padişahımız İbrahim Paşa’yı saklayıp; kürkçü Manol’u ona feda eylemiş. Halife olan bir padişaha böyle yalan yakışır mı?
Oysa İbrahim Paşa’yı tanıyor ve boğulup kendilerine verilen cesedin, İbrahim Paşa’nın cesedi olduğunu biliyorlardı.
Ama bela çıkarmak istiyorlardı.
Nevşehirli İbrahim Paşa’nın cesedini, bir hamal beygirine yükleyip, Bab-ı Hümayun önüne getirmeye kalktılar. Yolda ceset attan düştü. Bunun üstüne boğazına bir ip takıp, ipi atini kuyruğuna bağladılar ve cesedi sürükleyerek götürdüler Bab-ı Hümayun’a…
Bağırıp çağırıyorlardı: Bu ceset İbrahim Paşa’nın cesedi, değil.
Sultan Ahmet, Alay Köşkü penceresini açarak:
– O değilse yarın asıl kendisini verelim, demiş ve pencereyi kapatmış, sonra da saltanattan çekilmeye karar vermişti. Tarih 2 Ekim 1730.
-III. Ahmet’in yerine devrik ağabeyi II. Mustafa’nın oğlu, I. Mahmut geçti. Sultan Ahmet haremdeki dairesine çekildi.
“Bütün isteklerini elde eden isyancılar, bununla da yetinmemiş, İstanbul’un çeşitli semtlerine dağılarak yağmaya başlamışlardı. Bir hafta sonra on iki yıl içinde binlerce altın liraya yaptırılan kasır ve köşklerden, dünyaya ün salan lale bahçelerinden geriye yalnızca yıkıntılar kalmıştı.”
Sultan Ahmet, tahttan indirildikten sonra daha beş yıl yaşamış ve 13 Haziran 1736’da, altmış üç yaşındayken ölmüştür. Kabri, Yeni-cami türbesindedir.
Osmanlı İmparatorluğunun son bulmasına kadar daha böyle altı padişah devrilecekti.
Padişahlar, şehzadeler, veziriazamlar da dahil, kimsenin güvencesinin olmadığı bir imparatorluktu Osmanlı İmparatorluğu…
Kimin, kimi, ne zaman devireceği de belli olmazdı, kimin, kimi, ne zaman öldüreceği de…
Bundan kırk beş, elli yıl önce; bizim lisedeki tarih hocaları, o zamana dek yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, sağlam donatımlı, üst düzey insanlar oldukları halde, kuru kuruya yazılmış okul kitaplarının pek dışına çıkmazlar; bizlerde daha derinliğine bir tarih zevkiyle, bir tarih merakı uyandırmaktan adeta kaçınırlardı.
Genellikle uyguladıkları yöntem, kitapta çalışacağımız bölümleri işaretleyip, sonra da o bölümlerden sıramız geldikçe hepimizi tek tek kara tahta önünde sözlüye kaldırmaktı.
Bazen da hiç beklemediğimiz bir gün, sınıfa girince: Birer beyaz kâğıt çıkarın, der ve yazılı yaparlardı.
Çoğumuzda hoşafın yağı kesilirdi.
Kimimiz, dirsek dürtmeleriyle yanımızdakinden yardım ister; kimimiz hocaya sezdirmeden ileri doğru azıcık meyillenip önümüzdekinin yazdıklarından bir şeyler koparmaya çalışırdık.
Kopyacılıkta şampiyonluğu tekellerinde tutanlar ise, ne olur ne olmaz diye daha önceden yırtıp, rulo halinde, sıranın altındaki raptiyelenmiş lastikler arasına sıkıştırdıkları kitap sayfalarında, soruların yanıtını bulmaya uğraşırlardı.
Bomba Halit, diye bir tarih hocamız vardı. Yazılılarda kürsünün tepesine çıkıp ayakta durur, tüm sınıfı gözlerinin projektörleriyle sınav sonuna kadar tarardı.
Kendine özgü bir sınav türü icat etmişti,
Soruları toptan yazdırmazdı. Her sorduğunun yanıtı için iki dakikalık bir zaman süresi tanır ve iki dakika dolunca:
“Yazamadıysan çek X’i diye bağırıp öteki soruya geçerdi.
Bomba Halit’in sınav kâğıtlarını okumadığını ve sadece X’leri sayarak, kaç soruya yanıt verilmemişse, notu ona göre attığını anlamıştık.
Artık o kürsünün tepesine çıkıp, soruyu sordu mu, yanıtını bilmesek de X’i çekmiyor, aklımızdan bir şeyler uyduruyorduk. Daha doğrusu kuşku uyandırmamak için, iki yahut üç X’le yetiniyor ve beleşinden 8’leri, 7’leri topluyorduk.
Sonradan dostum olan Bomba Halit’e, okuldayken kendisine karşı yaptığımız bu madrabazlığı anlatmıştım.
“Sen öyle zannet” demişti. “Kıtırcıları saptayıp, önce onları sözlüye kaldırmak için yapardım o testleri… En hoşuma giden de hangi savaşı sorsam, genellikle Galatasaray-Fener maçından bölümler yazmalarıydı.”
Bomba Halit’le de, daha başka tarihçi dostlarımla da, özellikle Osmanlı tarihinin neden salt bir kahramanlar resmigeçidiymiş gibi sunulmak istendiğini çok konuştuk.
Değişik Osmanlı dönemlerinden hemen hepsi, üstünde inceden inceye durulması gereken garip bir anarşi tayfunuydu.
Bu, bitmez tükenmez anarşinin kökünde-ki zehirli kaynak, neden hiç kurutulamadı?
Nasıl oldu da otuz altı padişahtan on dördü, kendi iradelerinin dışında indirildi tahttan?
öğrenci kuşaklarında bu merak uyandırılamadığı zaman, tarih sorularına Galatasaray-Fener maçı yazarak yanıt vermek de adeta doğallaşıyordu.
Patrona Halil ayaklanması sonucu tahtından inen Lale Devri Padişahı III. Ahmet, hiç şehzade boğdurdu mu? Patrona’nın adamları, Sultan III, Ahmet’in “küçük amcası H.Ahmet’in oğlu” yeğeni şehzade İbrahim’i boğdurduğu iddiasındaydılar?
Prof. Uzunçarşılı ise bu konuda şöyle yazıyor:
“…yirmi iki yaşında vefat eden ve veliaht olan bu şehzadenin cenazesi Darüssaade kapısı önünde teneşir tahtasına konulduğu zaman, halkın fikr-i fasidini izale için padişahın emriyle vezirler, ulema ve ocak ağaları, açıp baktıktan sonra gasl olunmuş ve bir su-i kasdi olmadığı görülmüştür.”
-1754-1757 arasında üç yıl iktidarda kalmış olan III. Osman da, o sırada kırk iki yaşında olan (küçük amcası III. Ahmet’in oğlu) yeğeni veliaht Şehzade Mehmet’i boğdurtmuştur. Tarih, Aralık 1756.
Tahta çıkmadan öldürülmüş son veliaht şehzade de Mehmet olmuştur.
-Öldürülmüş şehzadelerle devrilmiş padişahları, becerebildiğimiz kadarıyla anlatmaya çalışırken, nihayet sıra III. Selim’e geldi. Kendisi devrilmiş padişahların dokuzuncusu… Genel sıralamada ise yirmi sekizinci padişah.
Osmanlı döneminde hayat vatandaş için kölelik devletliler için ise vahşet demekti. Şehzade olarak doğanların yüzde doksanını yağlı kement beklerken, Sultan olanların da yarısı kendi askerlerinin ihaneti ile öldürülürdü. Hepsinin de ömürleri çok kısa ve cefa doluydu, zevkü sefa sadece halka değil devletlilere de haram idi.
 
1789’da, Fransız devriminin başladığı yıl, yirmi dokuz yaşındayken çıktı tahta…
Osmanlı devletinin çağdaş bir devlet olamadığı, gün günden daha çok berraklaşıp aynalaşıyordu.
Daha 17. yüzyılın başında bunu sezenler olmuş ve Yeniçeri ocağını değiştirip yenilemek dahi düşünülmüştü.
Sultan II. Osman’ın tahttan indirilip husyeleri sıkılarak öldürülmesinin de öz nedeni asıl buydu.
18. yüzyılın ortasına doğru II. Ahmet’in vezir-i azamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın da Üsküdar’da bir kışla yaptırarak, Fransa’dan getirttiği uzmanlarla askerlikte yeni bir yöntem uygulamaya başlaması; Patrona Halil ayaklanmasının gizli fitillerinden en etkilisini tutuşturmuştur.
III. Ahmet tahttan indirilmiş, Nevşehirli’nin isyancılara teslim edilen cesedi paramparça edilmişti; hem de “bu ceset İbrahim Paşa’nın değil” naralarıyla yer gök inletilmişti.
-Şimdi de Selim, “Nizam-ı Cedid” Yeni Düzen diye devleti modernleştirmede yeni atılımlara kalkmıştı.
Yine Fransa’dan ordu ve tersane işlerinde çalışacak uzmanlar getirilmiş, yeniçeri örgütü dışında, yeni bir ordunun biçimlendirilmesi için de “Talimli Asker Nezareti ” diye bir bakanlık kurulmuştu.
Bu konuda Prof Enver Ziya Karal şöyle diyor;
“Nizam-ı Cedid programının yürütülmesi için, kuvvetli bir ıslahatçı ekibin varlığı, aydın sınıfın ıslahat düşüncesini açık gönül ile kabul etmesi ve imparatorlukta bir barış devrinin kurulması gerekli idi. Halbuki III. Selim devrinde, bu şartların hiçbir vakit ve hiç bir suretle gerçekleşmediği görülmektedir.
Gerçekten de o dönemde camilerde şu tür vaazlar veriliyordu;
Askere setre pantol giydirilip imanına halel getiren, önlerine muallim diye Frenkleri düşüren padişaha elbette Allah yardımını çok görür.”
Enver Ziya Karal’a göre:
Bu propaganda’nın tesiri en çok yeniçeriler arasında görüldü ve o kadar görüldü ki, onlardan birine bir gün latife olarak:
- Nizam-ı Cedid olur musunuz? Denildikte,
- Hâşâ, Moskof olurum, Nizam-ı Cedid olmam diye cevap vermiştir.
Tutucularla yenilikçiler Trakya’da silahlı bir iç savaşa girmek üzereydiler. III. Selim, belanın daha büyümemesi için savaşı önledi, Tarih 1806,
II. Mustafa’nın asker zoruyla Edirne’de devrilmesine nasıl “I. Edirne Vakası” denmişse buna da II. Edirne vakası denmiştir.
Özet olarak III. Selim’in tahttan indirilerek öldürülmesi şöyle olmuştur:
1 –Boğaz’daki kalelere Trabzon dolaylarından iki bin kadar “yamak asker” getirilip yerleştirilmişti. “Nizam-ı Cedid” kılığına girmeyiz, diye önce onlar ayaklandı. 1807. İçlerinden Kabakçı Mustafa’yı başlarına lider seçtiler.
2- Kabakçı Mustafa, ayaklanmanın nedenini halka şöyle açıkladı:
“Ey ahali, meramımız Nizam-ı Cedid belasını kaldırmaktır. Başka niyetimiz yoktur. Müslüman olanlar, kendilerini ocaklı bilenler bizimle beraber olsunlar”
3- III. Selim’in yeğeni veliaht Şehzade Mustafa ve Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi, Kabakçı’yı tutuyorlardı.
Vezir-i Azam vekili Köse Mustafa Paşa da, “Yamaklar Ayaklanması’nı bastıracağına basit bir iş diye padişahı uyuttu. Yoksa yeni kurulan “Nizam-ı Cedid” askeri çok çabuk bastırabilirdi olayı.
4- III. Selim Nizam-ı Cedid’in kaldırıldığına dair bir hatt-ı hümayun yazdı. Vezir-i Azam vekili Musa Paşa da el altından Kabakçı’ya on bir kişilik bir “kurban” listesi gönderdi. Kabakçı da “kurban” listesindekileri öldürmek için III. Selim’den istedi.
5. III. Selim, listede adları olanları Kabakçı Mustafa ile adamlarına teslim etti. İsyancılar da “on bir kurbanı” korkunç işkencelerle paramparça ettiler.
6- Bu kez de III. Selim’in tahttan indirilmesi sorunu getirildi gündeme. İstanbul kadısı, Yeniçerilerle şu sorunu tartışıyordu; “Bundan sonra bu padişaha emniyet olmaz. Sultan Selim’in saltanatta istiklali yok. Hükümeti birtakım zalimlerin eline verdi. Kendisi zevk-ü sefa ile meşgul. Devlete getirdikleri de fukaraya ve reayaya zulüm yapıyorlar; böyle bir padişahın hilafeti sahih midir?”
7- Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi “değildir” cevabını verdi ve “hal fetvası”nı yazdı.
8- İsyancılar, “Sultan Selim’i istemiyoruz. Sultan Mustafa efendimizi istiyoruz” diye bağırıp çağırıyorlardı.
Ve III. Selim padişahlıktan çekildiğini açıkladı. 1807
9- IV. Mustafa padişah oldu. Ancak bu olaya pek kızmış biri vardı, eski bir “Serhat Beyi” olan Alemdar Mustafa Paşa..
10- Alemdar Mustafa Paşa, önce yeni padişah IV. Mustafa ile Vezir-i Azam’ı Çelebi Mustafa Paşa’nın güvenlerini kazandı. Ve III. Selim’in devrilmesinden bir yıl kadar sonra, saraydan izin alarak ordusuyla Rumeli’den İstanbul’a geldi.
11- Ve ayni gün Babıâli’yi basarak, Çelebi Mustafa Paşa’dan sadaret mührünü aldı. Tarih 28 Temmuz 1808
12- IV. Mustafa ve adamları korku içindeydiler. Önlerinde tek bir kurtuluş yolu vardı. Devrik II. Selim’le yeni padişahın yirmi dört yaşındaki küçük kardeşi Mahmut’u, Alemdar saraya gelmeden öldürürlerse, Osmanlı hanedanından sadece bir IV. Mustafa kalacaktı hayatta. Böyle bir durumda da IV. Mustafa’yı kimse tahttan indiremezdi.
13- Bu kanlı plan hemen uygulandı. Alemdar saray kapısından içeri girdiği sırada, IV. Mustafa’nın adamları dairesinde kitap okumakta olan III. Selim’i hançerleye hançerleye öldürdüler. Vakit olmadığı için, hanedan üyelerine uygulanan “boğarak, kan dökmeden öldürme” geleneği rafa kaldırılmıştı.
14- Cellât ekibi, Selim’i öldürdükten sonra Şehzade Mahmut’un dairesine koştu. Oradaki Cevahir Kalfa diye yürekli bir cariye gelenlerin gözlerine kül fırlattı. O sırada birkaç kişi de Şehzade Mahmut’u bacadan dama çıkararak kurtardı.
15- Alemdar Mustafa Paşa, IV. Mustafa’yı tahttan indirdi, yerine yirmi dört yaşındaki küçük kardeşi şehzade Mahmut’u çıkardı.
Sultan II. Mahmut
Ve Sultan II. Mahmut sonunda ağabeyi IV. Mustafa’yı boğdurttu.
Böylece IV. Mustafa tahttan indirilmiş padişahların onuncusu oluyordu. Eğer Yavuz Selim’in tahttan indirildikten sonra zehirleyerek öldürdüğü babası II. Beyazıt’ı saymazsak; IV. Mustafa, Genç Osman, Deli İbrahim, III. Selim’den sonra öldürülmüş padişahların da dördüncüsü oluyordu. Tarih 1808.
Genel sıralamada kendisi 29. Padişahtı.
*
Bizim gençliğimizdeki yazılı tarih sınavlarında bazı arkadaşlar yanıtını bilmedikleri bir soru geldiği zaman, sorunun karşılığını boş bırakmamak için, Galatasaray – Fener maçından bölümler aktarırlardı.
Şayet hoca, kâğıtları okumadan sadece göz gezdirmekle yetinirse, yanıtı verilmemiş soru bolluğu dikkatini çekmesin diye.
Bir futbol maçı kadar bile ilgi uyandırmamış bir tarih olur mu hiç?
Tabii tarihin gerçek yüzü geri planlara itilip, tarih diye ortaya sadece mehter takımının davul gümbürtüsü çıkartılırsa o başka.

__________________