Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Şiirbaz Sultanlar » (26)-SULTAN II. BÂYEZÎD(Velî) "Adlî"

Yazar Mesaj   #1034  2016-01-02 03:21 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:




ŞAİR PADİŞAHLAR(26)-SULTAN II. BÂYEZÎD(Velî) "Adlî"

Mustafa CEYLAN
**************************

Demiştir Ki:

"Nev-bahâr itdi müzeyyen yine rûy-ı âlemi
Bezm-i gülşen it bulup bir nice yâr-ı hemdemi

Der-miyân it varunı nergis gibi bâğ içre kim
Dökülüp saçılmağ ögretdi şükûfe derhemi

Sâfi mey nûş eyle dehrün kıl firîbinden hazer
Alem ahvâlün mükedder itmedin kıl âlemi

Tâze eylen bâde âb ile dil-i pejmürdeyi
Nice virdi âbrû ezhâra görün şebnemi

Oluben gamgîn benefşe gibi burmazdum boyun
Adliyâ boynuma bend itsem o sünbül perçemi.

*

Sultân II. Bâyezid, Gülbahar Hâtun’dan 1450 yılında Dimetoka Sarayı’nda dünyaya geldi. Babası Sultân Fâtih’in nâşı 17 gün saklandı ve Amasya’da Sancak Beyi olan Şehzâde Bâyezid İstanbul’a getirilerek tahta çıkarıldı.

Bazı tarihçilerin, Osmanlı kaynaklarında geçen “îş ü nûşu severdi” şeklindeki ifadelerini, onun gençliğinde eğlence ve içkiyi severdi şeklinde yorumlamaları asla doğru değildir. Tam aksine "veli" lâkabını alan nadir Padişahlardan biridir. Asrındaki maneviyât erleri ve âlimlere gösterdiği hürmet de bunun şahididir.

Fâtih’in vefatıyla Hıristiyan alemi istediğine kavuşmuş ve Roma bir İslâm merkezi olmaktan kıl payı kurtulmuştu. İşte Şehzâde Cem olayı da bunun tuzu biberi oldu. Sultân Bâyezid, İtalya’daki Gedik Ahmed Paşa komutasındaki orduyu hemen geri çağırdı ve maalesef 1495 yılına kadar, birinci derecede Cem Sultân ve Memlüklülerle meşgul oldu. Sultân Bâyezid’in asıl saltanatı 1495 yılından başlatılabilir.

*
Alim bir şairdir. Adlî mahlasını sıkça kullanmıştır. Ahmet Paşa'yı kendine üstad bilmiştir. Divanı olan Osmanlı Padişahlarındandır.

*
"Babası Fatih Sultan Mehmet ilme karşı büyük bir sevgi beslediği için, oğlu Bayezid'e her şeyden evvel kuvvetli bir tahsil verdirmeyi düşündü. İstanbul'un fethi'nden sonra, 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi. O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi.

Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi. İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi - Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî olmuştur.

İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı. Ayrıca Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsça'nın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Dinine bağlılığından dolayı kendisine Bayezid-i Veli de denilirdi. Bayezid-i Veli, şairleri saraya toplar onlarla sohbet ederdi. Hattat ve bestekârdı. Ulema ve sanatkârlar için ayrıca bir fon ayırmıştı."

*
Demiştir Ki:

"Muhammed-i Arabî kim resûl-i ekmeldür
Tekarrubıyla kamu enbiyâdan efdaldür

Kalan resûllerin kavmine idi da'veti çün
Nübüvveti ile bu ins ü câna mürseldür

Kim anı medh ide çün medhidür anun levlâk
Defâtir-i dü-cihân midhatinde mücmeldür

Adû-yı bî-basar ana muhâlif olsa ne tan
Sahîhi eğri görürler şular ki ahveldür

Eğerçi hatm idi Yûsuf'da hüsn i'câzi
Bu hüsn-i hulkı ile cümlesinden ecmeldür

Eyâ mu'în-i beşer rahm kıl fütâdelere
Şefâ'at âyeti şânunda çünki münzeldür

Kapun gedâsı durur Adli anı redd itme
Ki ana mahabbet-i âlun delîl-i a'deldür"

*

Sultân Bâyezid, 1483’de 1. Seferini Morava’ya ve 1484 yılında ikinci seferini de Boğdan’a yaptı. Maalesef düşmanlar, 1485 yılından itibaren, dünyanın 1. ve 2. güçlü devletleri olan Memlüklülerle Osmanlıların arasını açmaya muvaffak oldular. Osmanlı hacılarının güvenliğini sağlamayan Memlüklülere karşı, Mayıs 1485’de Çukurova’ya asker gönderilerek resmen harp başlatılmış oldu.

Memlüklü Sultânı Kayıtbay düşmanlığın devamını istemiyordu; çünkü bundan Endülüs’de Müslümanlara zulmeden İspanya ve Portekiz ve ayrıca tüm Hıristiyan blok istifade ediyordu. Neticede Ramazan Oğulları Memlüklülerde ve Zülkadir Oğlu Osmanlı’da kalmak üzere, yıllar süren ve genellikle Memlüklü lehine sonuçlanan savaş yılları sona erdi.

1495’de Cem Sultân’ın vefatı ve de Memlüklü ile yapılan sulhden sonra yeniden asıl saltanat yıllarına başlayan II. Bâyezid, evvela Boğdan’a musallat olan Polonya’ya karşı haretekete girişti. Bununla da kalmadı; Venedik, Macaristan ve zaten arada düşmanlık bulunan İspanya ile fiilen savaş hali başladı.

II. Bâyezid 4. Ve 5. seferini, sırasıyla 1499 ve 1500 yıllarında Venedik üzerine yaptı. 4 yıl süren savaşlar neticesinde, Venedik Balkanlardaki bütün müstemlekelerini, başta Mora ve Yunanistan olmak üzere, Osmanlı Devleti’ne teslim mecburiyetinde kaldı. Osmanlı orduları, Macaristan ve Bosna’da yaptıkları savaşlarda da önemli fetihler elde ettiler.

*
Demiştir Ki:

"Tut dilüni eyleme la'l-i cânânı medh
Bendeye lâyık degüldür eylemek sultânı medh

Mihr-i âlem-tâbı medh itmek düşer mi zerreye
Kevkebe lâyık mıdur itmek meh-i tâbânı medh

Cânuma lezzet irişdügin hadeng-i yârdan
Yâremün agzına dil olmuş ider peykânı medh

Oklarunı medh ider cismümde olan her kılum
Her çemen dildür sanasın kim ider bârânı medh

Medh-i âlemden çü müstagni olupdur âfitâb
Adliyâ nice idersin ol gözi fettânı medh

*
Kristof Kolomb ile diyalogu :

Amerika kıtasını keşfeden İtalyan denizci Kristof Kolomb, yaklaşık 14 yıldır tasarladığı okyanus ötesinde yolculuğu 1484'de Portekiz Kralına sundu ama reddedildi. Destekleyecek bir finansör bulamayınca maddi zorluklara giren Kolomb, Avrupa ile Osmanlı arasında ticaret ile uğraştı. Bu dönemde, 1484'de Sultan II. Bayezid'e bir papaz eşliğinde başvurdu ve bu isteği Osmanlı kayıtlarında “II. Bayezid'den sultanın adına yeni ülkeler keşfedebilmek için emrine gemiler vermesi istedi. ” şeklinde geçti.

Sultan, karşısına çıkan bu delidolu insanı ciddiye almadı ve talebini reddetti. Kolomb, Bayezid'den iki yıl sonra İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti, ve 1492'de de Amerika'yı farkında olmadan keşfetti. Geldiği yeri Hindistan zannederek karşılaştığı halka Hindistanlılar (Indian) dedi.

İleriki yıllarda Kolomb ile üç kez Amerika'ya gitmiş bir İspanyol, bir savaş sonrasında Piri Reis'in amcası Kemal Reis'e esir düştü ve Kolomb'un keşfettiği Amerika kıyılarının haritasını amcasına verdi. Piri Reis bu haritadaki bilgilerden yola çıkarak 1513'de ilk dünya haritasını çizdi.

*
Leonardo Da Vinci ile diyalogu :

1502 yılında, tarihin en büyük mucitlerinden ve sanatçılarından biri olarak gösterilen İtalyan Leonardo Da Vinci II. Bayezid'a, Haliç üzerine yapılması için 240 metre uzunluğunda bir köprü projesi sundu. Ancak Da Vinci'nin bu sıradışı projesi II. Bayezid tarafından kabul edilmedi ve yıllar sonra benzeri bir köprü 2001 yılında Norveç'de yapıldı."

*

Gül Baba ile diyalogu

"Evliya Çelebi'nin anlattığına göre, Sultan II. Bayezid 1481 yılının bir kış günü Galata sırtlarında avlanırken son derece bakımlı ve güllerle süslü bir bahçe ve içinde köhnemiş küçük bir kulübe gördü. Kulübede mola veren Sultan, buranın sahibi Gül Baba ile tanışır ve onu, bahçeye gösterdiği özenden dolayı ödüllendirmek istediğini söyledi. Gül Baba da padişahına sarı ve kırmızı iki adet gül vererek, bu bahçeye bir okul ve hastane yaptırmasını istedi. Galata Sarayı Ocağı (günümüzde Galatasaray Lisesi) böylece kuruldu ve Yavuz Sultan Selim'in oğlu Kanuni Sultan Süleyman da dahil olmak üzere tüm şehzadeler, şehzadelerin çocukları ve önemli devlet görevlileri ilk ve orta eğitimlerini burada aldılar."

*
Demiştir Ki :

"Devr-i güldür çün ider devr-i kadeh cânı ferah
Âkil oldur ki tutar her dem ol âvânı ferah

Dile geldükçe hayâli gamı teskîn iderem
Merdüm olan tutar elbette mihmânı ferah

Diller aldukça sevinse nola ol şâh-ı cemâl
Memleket fethi ider hâtır-ı sultânı ferah

Cândur îsârımuz incinme ayagun tozuna
Tuhfe-i mûr çünki Süleymânı ferah

Adliyâ âşıkı gamgîn diler imiş dilber
Gül gamıyla geçin it hâtır-ı cânânı ferah

*
Erdebil’deki Safevî tarikatının şeyhlerinden Şeyh Cüneyd, onun oğlu Şeyh Haydar ve nihayet asırlarca Osmanlı Devleti’ni fetihlerinden uzak tutan Şah İsmail ve onun Şi’i devleti olan Safevîler meselesi ortaya çıktı.

1460’da Şeyh Cüneyd katledildi, ama yerine geçen Şeyh Haydar, işi daha da ileriye götürdü. Asıl problem, Uzun Hasan’ın da torunu olan Şah İsmail ile başladı.

Şah İsmail’in desteğiyle Anadolu’dan toplanan Türkmen gençleri, Erdebil’e götürülüyor ve orada ciddi bir Şî’a eğitimi verildikten sonra, birer Şi’î mollası olarak Osmanlı Sofuları adıyla Anadolu’ya gönderiliyordu. 1507’de Şah İsmail’in Zülkadir Oğlu Alâüddevle Beyin kızını istemesi ve onun da bir Şi’îye kızını vermek istememesi üzerine, II. Bâyezid’in kayınpederi ve Yavuz’un da dedesi olan Zülkadir Oğlu beğliğine saldırdı ve zulme başladı.

Osmanlı Devleti’nden ve Memlüklülerden tepki görmeyince iyice şımardı.

Tepki, 1487 yılından beri sancakbeğliğinde bulunduğu Trabzon’dan yani Yavuz’dan geldi ve Şehzâde Yavuz hemen Gürcistan Seferine çıktı. Bu sefer sonucunda, Yavuz komutasındaki Osmanlı orduları, Şah İsmail’in oğlu İbrahim Mirza’nın komuta ettiği Safevî ordusunu Erzincan yakınlarında perişan etti. Halk, Yavuz adına “Yürü Sultân Selim, devrân senindir” türkülerini söylüyor ve babasının pasifliğini bir nevi protesto ediyordu.

Zor olan nokta Şah İsmail’in şahlığı ve şeyhliği beraber götürmesiydi. Bu sebeple Antalyalı bir Türkmen olan ve Erdebil’e giderek tam bir Şi’i mollası haline gelen Şah Kulu isimli halifesi, çevresine topladığı bazı göçebelerle devletin başına yeniden gâile açmaya hazırlanıyordu.

Veziriazam Ali Paşa, üzerine yürüdü ve Sivas yakınlarındaki Gökçay mevkiinde 1511 yılında katledildi. Bu arada önce Kırım’a geçen ve ardından da Edirne’ye gelerek babasıyla görüşmek isteyen Selim’e, Şehzâde Ahmed ve Korkut taraftarları engel olmak istiyorlardı. Nitekim Çorlu’da babasının ordusuyla Şehzâde Selim’in ordusunu karşı karşıya getirdiler. Babaya kılıç çekilmez diyerek, Karabulut isimli atıyla kaçtı (1511). Aynı yıl Şehzâde Ahmed bu kargaşadan yararlanarak Konya’da sultanlığını ilan etti. Meşru veliahdlıktan düştü ve Şehzâde Korkut veliahd oldu.

Yeniçeri ve bazı devlet erkânının ısrarla Şehzâde Selim’i istediğini bilen Sultân Bâyezid, başka çare olmadığını anlamıştı. Şehzâde Ahmed'in, Şah İsmail'in yakın adamı Nur-ı Ali isimli halifesinin Amasya ve Tokat’da kargaşa çıkarmasına rağmen, karşı gelemeyerek Konya’ya gelmesi, Selim’in işini kolaylaştırıyordu.

Bu hadiseler üzerine, 24 Nisan 1512 tarihinde Şehzâde Selim lehine tahttan ferâğat eden II. Bâyezid, 11 gün Eski Saray’da ikamet ettikten sonra, Dimetoka’ya gitmek üzere yola çıktı. Kendisine tahsis edilen ikametgâha ulaşmadan Çorlu yakınlarında yolda vefat etti.

*
Demiştir Ki:

"Eğer olmaz isem yâr ile mûnis
Oluram âh ile zâr ile mûnis

Gönül gam gicesinde yâr olmaz
Oluram cism-i bîdâr ile mûnis

Bedenden vahşet eyler cân ile dil
Kaçan yâr ola agyâr ile mûnis

Alur gönlin virür parmak hesâbın
Kim ola zülfi tarrâr ile mûnis

Hazân-ı hicre nice sabr kılsun
Şu bülbül k'ola gülzâr ile mûnis

Eger dâr-ı safâ istersen olma
Bu dâr içinde deyyâr ile mûnis

Ne gam bî-keslügünden Adliyâ ger
Olur isen sen yâr ile mûnis

*

"II. Bayezid uzun boylu, yağız çehreli, ela gözlü ve geniş göğüslüydü. Yumuşak bir tabiata sahipti. Gençliğinde serbest bir hayat sürdüğü halde padişahlığında ibadete ve hayır işlerine yöneldi. Bu sebeple de Bayezid-i Veli ismiyle anıldı. Mecbur olmadıkça savaştan uzak kalmaya dikkat etti. Ayrıca ülke yönetimine verdiği önem nedeniyle çoğunlukla İstanbul'da kalmayı tercih etti.

Şehzadeliğinden beri ünlü bilginleri etrafına topladı ve kendini yetiştirmeye çalıştı. Zamanında yetişen pek çok alim, sanatkar ve şaire çalışmalarından dolayı ihsanlarda bulundu, hediyeler verdi.

II. Bayezid oldukça dindar bir insandı. İstanbul'da kendi adına yaptırdığı Bayezid Camii'nin inşası bitince Padişah “Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun” demişti. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, savaşta ve barışta hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır.

*
Demiştir Ki:

"Ben beni yâr işiginde gâh derbân eylerem
Bu hayâl ile gehi kendümi sultân eylerem

Bir müferrihle küşâd olmaz gönül gamgînlügi
Bâde-i la'lun hayâlâtında hayrân eylerem

Gül yüzi karşusına dil bülbülin nâlân idüp
Gülşen-i kûyını câna bâg-ı Rıdvân eylerem

Gamzen okları irürse kimseye bildürmezem
Ben ki sînemde cefâ tîgını pinhân eylerem

Güller açup dâglardan goncalar peykândan
Sînemi ben Adliyâ tâze gülistân eylerem"

*

Edebiyata yoğun bir ilgi duyan Bayezid'in mührünü taşıyan birçok eser hâlen Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde mevcuttur. Hatta, okuduğu kitaplar hakkında düşüncelerini de yazmaktaydı. Namına çok eser yazılmıştır. Bunun yanı sıra, Türk dili'nin gelişmesi için büyük hizmet verdi. O, eserlerin açık ve anlaşılır bir dil ile yazılmasını isterdi. II. Bayezid musiki ile de ilgilendi. Sultan'ın eserlerinden yalnız 8 tanesinin notası zamanımıza kadar gelebilmiştir. Bunların hepsi saz eserleridir:

Fahte usulünde Neva Peşrevi
Neva Saz Semaisi
Çifte-Düyek usulünde Rahatu'l-Ervah Peşrevi ve Rahatu'l-Ervah Saz Semaisi
Ağır düyek usulünde Aşiran-Buselik Peşrevi
Düyek usulünde Evc Peşrevi
Evc Saz Semaisi ve Sakıyl usulünde Nişabur Peşrevi.
Adlî mahlası kullanarak Türkçe ve Farsça şiirler yazdı. II. Bayezid'in yazdığı şiirlerden meydana gelen küçük hacimli bir divan Rumi 1308 tarihinde İstanbul'da basıldı. Kendisi hat sanatında da oldukça yetenekliydi.

Hükümdarlığı süresince barışı ve sakinliği tercih etmişti. Osmanlı donanması döneminde yenilendi, Piri Reis de tüm Dünya'da nam saldı. Donanmanın yenilenmesi sırasında; yelkenli savaş gemilerini uzun menzilli toplarla yaparak Osmanlı'nın Akdeniz'de tek hâkim olması sağlandı. Döneminde Yeniçeri Ocağı'nı genişletildi ve ağa bölükleri kuruldu.


II. Bayezid'in Bursa'da yaptırdığı Koza Han'ın avlusundaki mescid
Sultan II. Bayezid otuz seneden fazla süren saltanatı boyunca, barış ve sükûnu tercih etmesi, donanmayı yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan Selim'in fasılasız seferlerle meşgul olmasına neden oldu. Tımar teşkilatında değişiklik yapıldı. Ülkenin birçok yerinde okullar, hastaneler, camiler, medreseler kuruldu.

Yaptırdığı eserlerden günümüzde hâlâ varlığını sürdürenler arasında:
Bayezid Camii
Bayezid Medresesi
II. Bayezid suyolu
Hatuniye Camii
Atik Ali Paşa Camii
İkinci Beyazıt Külliyesi
İkinci Beyazıt Külliyesi
İkinci Beyazıt Köprüsü
İkinci Beyazıt Köprüsü
İkinci Beyazıt Köprüsü
Koza Hanı
Pirinç Han

sayılabilir."

*



ZEVCELERİ:
1- Nigâr Hâtûn; Şehzâde Korkut ile Fatma Sultân’ın annesi ve Abdullah Vehbi’nin kızı.
2- Şirin Hâtun; Abdullah kızı ve Şehzâde Abdullah’ın annesi.
3- Gülruh Hâtun; Abdülhayy’ın kızı ve Alemşah ile Kamer Sultân’ın annesi. 4- Bülbül Hâtun; Abdullah kızı ve Şehzâde Ahmed ile Hundi Sultân’ın annesi.
5- Hüsnüşah Hâtun; Karamanoğlu Nasuh Bey’in kızı.
6- Gülbahar Hâtûn; Abdüssamed’in kızı ve bir görüşe göre Yavuz’un annesi.
7- Ferâhşâd Hâtun; Kefe sancak Beği Mehmed’in annesi.
8- Ayşe Hâtûn; Zülkadiroğlu Alaaüd-devle Bozkurd Bey’in kızı ve bir görüşe göre Yavuz’un annesi.

ÇOCUKLARI:
1-Şehzâde Sultân Abdullah Hân.
2- Gevher Mülûk Sultân.
3-Şehzâde Sultân Korkut Hân.
4-Şehzâde Sultân Ahmed Hân.
5- Yavuz Sultân Selim Hân.
6-Şehzâde Sultân Şehinşâh Hân.
7-Şehzâde Sultân Mahmûd Hân.
8-Şehzâde Sultân Mehmed Hân.
9-Şehzâde Sultân Alem Şah Hân.
10- Selçuk Sultân.
11- Hatice Sultân.
12- İlaldı Sultân.
13- Ayşe Sultân.
14- Hundi Sultân.
15- Ayn-i Şah Sultân.
16- Fatma Sultân.
17-Şah Sultân.
18- Hüma Sultân.
19- Kamer Sultân.

II. Bâyezid devrinin önemli devlet adamları arasında, Vezir-i A’zamlardan İshak Paşa, Hersek-zâde Ahmed Paşa, Çandarlı İbrahim Paşa ve Koca Mustafa Paşa; Şeyhülislâmlardan Molla Abdülkerim Efendi ve Zenbilli Ali Efendi; ilim ve maneviyât erbabından ise, Molla Lütfi Efendi, Sarı Gürz, Muslihuddin bin Sinan Efendi, İdris-i Bitlisî, kendilerine uzaktan taltiflerde bulunduğu Molla Cami ve Ubeydullah Ahrar Hazretleri ve şairlerden ise, Niyâzî-i Mısrî, Vasfî ve İznikli Celilî misâl olarak zikredilebilir.

Gâzî, âlim, şâir, hattât, veli ve müzehhib gibi çok sıfatları bulunan II. Bâyezid, babası Fâtih’in fetihlerini çok iyi hazmetmesine rağmen, kendi zamanında sadece 160.000 km2’lik genişleme temin edebilmiştir. Fetret devrinden sonra Osmanlı Devleti’nin en sıkıntılı dönemlerinden olması, bunun başlıca sebeplerindendir .


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2016-01-14 05:24 GMT, 949 Gün önce düzenlendi.
__________________