Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Şiirbaz Sultanlar » (38)ŞİİRBAZ SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD VE BEKTAŞİ TEKKESİ

Yazar Mesaj   #1046  2016-01-02 03:49 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1952
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

(38):ŞİİRBAZ SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD VE BEKTAŞİ TEKKESİ

Mustafa CEYLAN
***************************

Bir "Şiirbaz Sultanımız" var, adı Dördüncü Murad. Kösem Sultan (Mahpeyker)'ın oğlu. Onyedinci Osmanlı Hünkârı oluyor kendileri. Daha 11 yaşında iken tahta oturan bu sultanımız, henüz 28 yaşında iken bir sefer dönüşünde böbrek rahatsızlığından hayata veda etmiş.

"Ol saçı Leylâ umaram bana Mecnûnum diye
Gezmesün gelsün belâ tâgında mahzûnum diye


Dedikten sonra;

"Umaram şi'r-i güher-bârum işitdükte o mâh
Kandedür gelsün berü ol dürr-i meknûnum diye"


Söyleyen şair Padişah...

Evet, bu sultanımız 9 Temmuz 1611 tarihinde doğmuş. 8 Şubat 1640'da Hakk'a yürümüş. Toplam 28 yıl 11 ay 29 gün yaşamış. Aruz ile gazel, aruz ile muamma söyleyebilecek yetenekde bir şair. Küçük kelime oyunları yapmaktan çok hoşlanan ve tarih düşürme geleneğine bayılan bir kelime canbazı.

Tahta çıktıktan sonra, memleket genelinde içki içilmesini yasaklayan bir hükümdar.

Günlerden bir gün, ilân etmiş olduğu içki yasağına riayet edilip edilmediğini anlamak için, tedbil-i kıyafetle, şehrin muhtelif yerlerini gezintiye çıkmış. Bu esnada bir "Bektaşi Tekkesi" ne de uğramıştı. Tekkede dervişler, onu hoşça karşılamışlardı. Hoşbeşten sonra, etrafda nazarı dikkat çekecek kadar bol üzüm olduğunu görünce, sordu:

-"Bu üzümleri ne yaparsınız?"

Bektaşi tekkesi bu, bahçesi, bağı üzüm çotuklarıyla doluydu.
Derviş:
-"Ne yapacağız, yeriz" diye cevap verdi.
-"Bu kadar üzümün hepsini de yiyemezsiniz ya. Gerisi ne olur?"
-"Hiç saklarız."
-"Nasıl saklarsınız?"
-"Sıkar öyle saklarız."
-"Şişelerin içine koyup da mı?"
-"..... Evet !"

Derviş, "Evet" cevabını biraz düşündükten sonra, tereddüdle vermişti. Zira, yavaş yavaş karşısındakinin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Dördüncü Murad gene sordu:
-"Peki, ya bu üzüm suları tahammür edip şarap olursa...?"
-"Vallahi biz Allah'ın işine karışmayız. O ister şarap yapar, ister sirke..."

*

Şiirbaz saraylılar, hünkârlarımız; yüzde doksanı çocukluk ve gençlik dönemlerinden itibaren "kelam" yani "söz söyleme" sanatı derslerini de ülkenin en iyi hocalarından alarak yetişiyorlardı. Ama, bir Bektaşi Tekkesinde, bir garip derviş, edindiği cümle o kelâma dair bilgileri iflâs çengeline asıp sallandırıyordu.

"Allah'ın işine karışmayız!..."

*
Bazı kaynaklar der ki:
Bizim bu şiirbaz sultanımız, padişah olduktan beş gün sonra sünnet edilmişti.

Bazı kaynaklar der ki:
İçkiyi yasaklamasına rağmen, Sultanımız, özel hayatında içkiye ve kadına oldukça düşkündü.

Bazıları da der ki:

"Sultan IV. Murad "damla","nikris" veya "gut" isimleriyle tanınan hastalıktan rahatsızdı.Eklemlerindeki ağrı zaman zaman dayanılmaz hale geliyordu.

Doktorlar ancak afyon (uyuşturucu) vermekle biraz olsun padişahı rahatlatıyorlardı.Afyon aldığı zamanlarda ağrıları biraz azalıyor,ama afyon vücudunu uyuşturduğundan yalpalayarak yürüyordu.Görenler de onu sarhoş sanıyorlar,bu yüzden,IV. "Murad'ın içki içtiği" söylentisi yayılıyordu." demişlerdir.

Bir gece Bağdat'ta onu öldürmek için odasına giren 4 cellatı kendisi öldürmüştür.
Tek koluyla 60 Kiloluk gürzü rahatça kaldırır, 50 Kiloluk yayları rahatça kullanırdı.

Sinirlendiği zaman Devlet Adamları'nın kuşaklarından tutup kaldıracak kadar güçlüydü...

*
Anlatırlar ki:

Bugünkü Üsküdar civarında bir kahvehanede tütün vs. içildiğini istihbarat alır. Derviş kılığında tebdili kıyafet buraya gider. Selam verir oturur.
Kahveci yanına gelip : Baba erenler kahve içermi? diye sorar.

Padişah : Evet.
Kahveci : Tütün içermisin.der.
Padişah : Hayır.der.

Kahveci işkillenir. Tütün içimiyorda ne işi var burda. Zaten padişahın tebdili kıyafet dolaştığı haberleri var. Eli titreye titreye kahveyi götürür.

Kahveci : Baba erenler ismini bağışlar mı ?
Padişah : Murad.
Kahveci : Peki isimde sultanda varmı ?
Padişah : Elbette var.
deyince kahvecinin bet beniz atar. Zangır zangır titrer ve

Kahveci : Öyleyse buyrun cenaze namazına der . Olduğu yere yığılır.

IV. Murad bu lafa çok güler ve kahveciyi bir defalığına affeder.

*
IV.Mehmed ailesi arasında en çok Afife Kadınefendi'yi severmiş. Aynı zamanda şair de olan bu hanım ile karşılıklı şiirler (müşaareler) söylemişlerdir. Mesela IV.Murad'ın,

"Beyazlar geydiğince bir dür-i yektaya benzersin,
Siyahlar geydiğince sen hemen Leyla'ya benzer­sin,
Yeşiller geydiğince tût-i güyaya benzersin,
Benim hoş-bu Âfifem, sen gül-i rânaya benzersin.."

yollu iltifatına Afife Kadınefendi şu hoş manzume ile mukabele etmiştir:

"Beyazlar geydiğince padişahım Ay'a benzersin,
Siyah­lar geydiğince Kâbei ulya'ya benzersin,
Kızıllar geydiğince cevher-i hamzaya benzersin,
Benim heybetli hünkârım, he­men deryaya benzersin."

Kaynak:Mustafa Armağan,Osmanlı'nın Mahrem Tarihi (Syf 125)

*

‘2. Yavuz’ olarak da tanınan Sultan 4. Murad iyi bir askerdi. Hammer’e göre o, devletin en güzel adamı, en seçkin askeriydi. Osmanlı padişahlarının ordularıyla beraber başkumandan olarak sefere gitmeleri usulü, Kanûnî Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra terk edilmişti. 4. Murad’ın çekidüzen verdiği ordusunun başında çıktığı seferlerde askerleri ile birlikte güç şartlarda yaşaması, askerlerin sevgisini kazanmasını sağlamış; bu hareketi, içerde ve dışarıda büyük tesir uyandırmıştı. Tarihçilerin büyük çoğunluğuna göre o, devletin ömrünü 50 yıl uzatmıştır. Avrupalı hükümdarların en büyük korkusu, daha 30’una gelmemiş 4. Murad’ın Batı’ya yönelme ihtimalidir. Atının eyerinden başka yatak görmeden uyuduğu çok olmuştu. Muharebe meydanında askerine karşı çok şefkatliydi. Her gün seyyar ordu hastanelerini, yaralı çadırlarını ziyaret eder, gazilerin dertlerine çare bulmaya çalışırdı.


*
Bir gün gözdelerinden bir nevcivan için şu muammayı söylemişti :

"Direhşan oldu gördüm
Beş hilâl üstünde bir hurşid !..."


O esnada, oradaki mecliste öldürülen şairlerimizden Nef'i de orada idi. Padişahın bu muammasını, saraydaki gözdelerin başlarını avuçları içine alarak düşündüklerini görünce:

-"Meğer kim pençe-i simine
Ol mehpâre yaslanmış !...
"

Şeklinde çözüvermişti.

Nef'î 'nin kasidelerini ve Sihamı Kazasındaki hicviyelerini beğeniyordu Padişahmız. Edebiyat tarihinde şair bir padişahtan şiirle övgüler alan yegâne şairdir Nef'i de... Padişah’ın övgüsü şöyle:

“Gelin insaf idelüm, fark idelüm mikdârı
Şairüz biz de diyü laf ü güzâfı koyalum.

İdelüm bî-meze söz söylemeden istiğfâr
Dâmen-i Nef’î-i pâkize edayı tutalum.

Biz kelâm nâkiliyüz nerde o sahib-i güftâr?
Ona teslim idelüm emrine münkâd olalum.”


Nef'i onca hicvedici kalemine rağmen, şiirbaz sultanımız IV. Murat tarafından korundu, daha sonraları Padişahımız, kendisinden hiciv yazmamasını istedi. Padişaha bu konuda söz verse de, kalemini durduramayıp Vezir Bayram Paşa hakkında bir hicviye kaleme aldı. Çarşıda, pazarda halk arasında bu hicviye dilden dile dolaşmaya başlayınca Vezir Bayram Paşa, itibarının zedelendiğini Padişah’a ileterek şairin katli için yalvararak izin istemiştir. Padişah, hiciv yazmayacağına dair söz vermesine rağmen sözünde duramayan şairin katli için Vezirine izin vermiştir.

Nef’î, 1635 yılında, Çavuşbaşı Boynu Eğri tarafından 26 Ocak 1635 tarihinde, hicivci dili sebebiyle, sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürüldü. Cesedi İstanbul Boğazı’ndan denize atıldı. Kimi tarihçiler O’nun ölümüne sebep olan hicviyesini Vezir Bayram Paşa’ya değil de adeta dostu olan Padişah’a yazdığını ve o yüzden öldürüldüğünü not düşerler.

*
"Meclislerde sanat adamlarını toplardı. Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi gibi âlimler, teşvik ve himaye ettiği kimseler arasında idi. Onun zamanında pek çok âlim, şair, tarihçi ve sanatkâr yetişmiş; bu kişiler kıymetli eserler meydana getirmişlerdir. Bibliyografya, tarih, coğrafya sahasında Kâtip Çelebi, Vekayi-nâme sahibi Topçular Kâtibi Abdülkadir, Ravdatü’l-Ebrar ve Zafername sahibi Karaçelebizade Abdülaziz, Tarih-i Gılmanî yazarı Mehmed Halife, teşkilât ve idare sahasında da Koçi Bey bu dönemde yetişmiş âlim ve yazarlardır. Erzurumlu Ömer, Nef’i, Azmizâde Mustafa Hâleti, Nâibi, Yahya, Bahaî, Cevrî ve Fehim-i Kadîm devrin önde gelen şairleridir. Süslü nesrin on yedinci yüzyıldaki temsilcilerinden Nergisi de 4. Murad devrinin meşhurlarındandır. Avrupa ülkeleriyle hiç büyük bir savaş yapmadığı hâlde 4. Murad’ın Batı’da tesiri büyük olmuş; kendisi hakkında daha 1630’larda yazılan piyesler Batı edebiyatında önemli akisler yapmıştır."

*
Doğu musikisinin tutkunu olan şiirbaz sultanımız, hat sanatıyla da uğraşmıştır.

Büyük ve önemli gezgincimiz Evliyâ Çelebi ile dost olmuş, onunla sohbetlerde bulunmuştur. Meclislerinde sanat ve kültür adamları, kelâm ustaları, aydınlar mutlaka bulunurdu. Sanatı ve sanatçıyı himaye etmekten hoşlanan sultanımız oldukça duygulu bir şiir ustasıydı.

*

Bağdat seferi sırasında Sadrazam Hafız Paşa, "yok mudur" redifli bir "imdatname-dilekçe-talepname" göndermişti Padişahımıza, demişti ki:

Aldı etrafı adüv, imdada asker yok mudur?
Din yolunda baş verir bir merdi server yok mudur?

Hasmı bir kişi oyunda ruh be ruh şeh mat ider
Cenkte at oynatır ferzâne bir er yok mudur?"[/

Bir acep girdaba düştük, çaresiz kaldık meded
Âşinâlar zümresinden bir Şinâver yok mudur?

Cenk de hempamız olup bas virip baş almağa
Arse-i âlemde bir merdi hünerver yok mudur?

Def-i bidâdâ tekasülden garaz ne bilmezüz
Derdi mazluman sual olmaz mı mahşer yok mudur?



Cevaben Ona:

"Hâfızâ Bağdâd'a imdâd etmeğe er yok mudur?
Bizden istimdâd edersin sende asker yok mudur?

Düşmanı mât etmeğe ferzâneyim ben der idin
Hasma karşı şimdi at oynatmağa yer yok mudur?

Gerçi lâf urmakta yoktur sana hem-pâ biliriz
Lîk senden dâd alır bir dâd-güster yok mudur?

Merdlik davâ edersin bu muhanneslik nedir
Havf edersin bari yanında dilâver yok mudur?

Râfizîler aldı Bağdâd'ı tekâsül eyledin
Sana hasm olmaz mı Hazret rûz-ı mahşer yok mudur?

Bû Hanife şehrin ihmâlinle vîrân ettiler
Senda âyâ gayret-i dîn-i peyamber yok mudur?

Bî-haberken saltanat ihsân eder Perverdigâr
Yine Bağdâd'ı ihsân mukadder yok mudur?

Rüşvet ile cünd-i İslâm'ı perişân eyledin
İşidilmez mi sanırsın bu haberler yok mudur?

Avn-i Hakla intikâm almağa a'dâdan meğer
Bende-i dîn bir vezir-i dîn-perver yok mudur?

Bir Alî-sîret veziri şimdi serdâr eyledim
Hızr peygamber mu'în olmaz mı rehber yok mudur?

Şimdi hâli mi kıyâs eylersin âyâ âlemi
Ey Murâdî pâdişâh-ı heft kişver yok mudur ?"


şeklinde cevap vermişti.

*
İstanbul’da 2 Eylül 1633 tarihinde korkunç bir yangın çıktığında Sultan 4. Murad’ın yaptıkları şöyle anlatılır: “‘Atımız Rüzgâr eyerlensin, yangın yerine gideceğiz!’ deyince etrafındakiler telâşlanıp endişe etmişler ve biraz duraksamışlardı. Bunun üzerine tekrar ‘Atımız eyerlensin!’ demişti. ‘Bre Bostancıbaşı, canına mı susamışsın!.. Sen mübarek vücudumuzu düşüne dur, Asitane gürül gürül yanıyor. Tez atımız eyerlensin!’

Rüzgâr’ın sırtına atladığı gibi tek başına yangın mahalline, Zeyrek’e doğru atını tepikledi ve fırladı! Rüzgâr, adına yaraşır şekilde rüzgârlaşıp yangının orta yerine düştü.. Herkes şaşırmıştı. Padişahın burada ne işi vardı? Sultan Murad atından inmiş, eline geçirdiği sapı yarı yanmış bir tırpanla alevlere savaş açmıştı tıpkı yanan devleti kurtarmak için çırpındığı gibi. Yüzü simsiyahtı. Başlığı düşmüştü. Sırtındaki kaftanı çıkarıp atmıştı. Bu hâliyle herhangi bir delikanlıdan farkı yoktu. Çoğunluk onu tanıyamamıştı. Fakat Bayram Paşa tanımıştı.

- Bağırıp durma Bayram, eğleşecek vakit değildir. Tez davranın! Bu canavarın ağzından ne kurtarırsak kârdır!

Şu yangınla birlikte yüreğindeki yangını da söndürür gibiydi. Tırpanı her sallayışta mutlu oluyor, herhangi bir nefer gibi çalışmaktan memnun görünüyordu. Sabaha kadar çalıştı. En tehlikeli yerlere sokuldu. Yavrusu evde kalmış bir anneyi teskin için vücuduna ıslak bir çarşaf sararak her yanı tutuşmuş ahşap eve daldı. Görenlerin yüreği ağzına gelmişti! Onun bu cesareti karşısında kimse yerinde duramamış, bir anda koca kafile eve dolmuştu. Çocuğu Padişah buldu. Beşiğinde ağlıyordu. Beşiğiyle birlikte kaldırıp dışarı çıkardı. Bebeği annesinin yanına bıraktı.

- Hiçbir şeyciği yok, hem gönlünü ferah tut, yanan evin yeniden yapılacak, dedi.”


__________________