Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Şiirbaz Sultanlar » (2): SULTAN ORHAN(Gazi)(1)

Yazar Mesaj   #983  2015-12-27 17:14 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1952
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:


Orhan Gazi (Resim : Harun Yiğit)

ŞİİRBAZ SULTANLAR(2)-SULTAN ORHAN(Gazi)

Mustafa CEYLAN

A Oğul!

Adı Orhan,

Has odalardan cenk meydanına
Uzayan yollarda görürsün onu.
Bir Nilüfer düşüdür gözlerinde
Bir Nilüfer gülüşü dudaklarında
Seversin, översin öylece, yapyalın…
 
Tarih yalan söylemez bizde
Eğip bükmez hakikatin direğini can balam,
Adı Orhan
Tarih anlatır onu,
Ben anlatamam…
 
*
Oğul oğul,
Can oğul !
Gönlüme sultan,
Derdime derman
Ceylan oğul !
Şeyh Edebali torunu, Kara Osman oğlu Orhan’dır bahsettiğim. Anladın değil mi?
Osmanlı İmparatorluğu'nun ikinci padişahı yani. 1326 ile 1359 yılları arasında beylik yapmış. Babası bizim Kara Osman, annesi Mal(hun) Hatun. Doğum tarihi : 1274 (Bazı kaynaklarda 1281 veya 1288 olarak geçmekte.)
 
Babası Osman Gazi'den 16.000 km2 olarak aldığı devleti, oğlu I. Murad'a 95.000 km2 olarak devretmesini bilmiş bir lider.
 
A Oğul, Şiirbaz Sultanımız, Orhan Gazi’ nin bazı özellikleri de şöyle anlatılır :
 
Uzun boylu, sarışın ve mavi gözlü, ulemaya saygılı, merhametli bir hükümdar. Sık sık halkın arasına karıştığı  ve halkın dertlerini dinlediği söylenir. Bilgiçler ona, dinin kahramanı anlamına gelen "Şücaeddin" lâkabını vermişler.
 
*
Can Oğul;
Selçuklu gibi büyük bir Anadolu Devletinden beylikler doğmuş, her beylik kendi bey’ini-liderini, kendi başkentinde kendi bağımsızlığı ile ortaya koyuvermişti. Bizim Kara Osman’ın kurup ilân ettiği Osmanlı Beyliği, işte bu Orhan bey zamanında “devlet teşkiâtını” kuruyor ve bu ilk devlet  teşkilâtında, Anadolu Selçukluları ile İlhanlıların teşkilâtları örnek alınarak, bir“hükümet mekanizması” oluşturuyordu…
Bunun esası,  Beylik merkezindeki  “divan”dı. Bu divana devlet reisi olan padişah başkanlık ettiği gibi gerektiğinde padişah adına vezir de başkanlık yapabilirdi. Senin anlayacağın bir çeşit “Bakanlar Kurulu” yani.. Divan bu…
 
Osmanlı  Devletinin ilk veziri(Yani bugünün Başbakanı)  kendi kardeşi Alâeddin Bey idi.  Vezirler  “paşa” ünvanını taşırlardı.  Ağabeyi, vezir Alâeddin de, “Alâeddin Paşa”   olmuştu. Gerçi dünya ve hırstan kendini soyutlamış bir kişiliği  vardı Paşa’ nın, ama kardeşine, devleti yaşatması için ölümüne bağlıydı. Onun en büyük destekçisiydi. Paşalar, devletin askerî  ve idarî bütün işlerinde padişaha yardımcı
olurlardı. Şehir ve kazalar, kadı ve subaşıların idaresindeydi. Kadı, idarî ve adlî işlere; subaşı da asayişle askerî işlere bakardı.
Orhan Gazi devrinde en yüksek kadılık makamı Bursa kadılığı olup, bu kadılık tayinlere de bakardı. Vakıf sistemi ve adli teşkilat da bu Padişah zamanında kurulmuştu. 1327 senesinde Bursa’da kurdurduğu darphanede  kesilen akçe, ilk  Osmanlı parası olmuştur. (Son zamanlarda Osman Bey’in dönemine ait bir sikkenin bulunduğu da ifade edilmektedir.) Orhan Gazi akçesinin bir tarafında Kelime-i şehâdet ile Hulefâ-i Râşidîn’in  isimleri yâni; Ebû Bekir, Ömer,  Osman  ve  Ali (Dört halifenin adı) yazılı idi.  Diğer tarafında ise; Orhan bin Osman(Osman oğlu Orhan), basıldığı tarih olan H.727 ve Osmanlıların mensup olduğu Kayı boyunun damgası vardı.
Ve
İlk düzenli Osmanlı ordusu, bu padişah zamanında kurulmuştu. İlk donanma çalışmaları gene bu dönemde yapılmış ve böylece, Osmanlı Devleti denizlere de göz dikmeye başlamıştı. Hem karada, hem denizlerde Osmanlı sancağının dalgalanması için temeller atılıyordu.
 
Canda Can Oğul;
Bu Padişah zamanında ortaya konulan devlet kuruluşları, “Osmanlı saltanat sistematiği”nin temelini oluşturmuştur. Yüzyıllarca süren bu sistematik, kendi içinden bu makamlara atananları, isim isim tarihe nakışlamıştır. Bazen bir asker bir komutan, bir kale komutanı, bazen de bir şair, bir mimar… Bizi ilgilendiren kısım şairlerdir malumu... Şiirdir… Şairler, padişahların, saltanatın koruyucu kanatları altına girmişler, hem şiirlerini hem de dönemin hamilerini unutulmaz kılmışlardır. Saray iklimi, nice şairler yetiştirmiş ve bu şairlerin de bir kısmını Padişah fermanları, Şeyhülisâm fetvaları o münbit şiir iklimine rağmen, otoriteye, güç’e baş eğmediklerinden, eleştirdiklerinden öldürmüş. Osmanlı’nın himaye ettiği koruduğu şair sayısı 250-300 civarında, öldürdüğü şair sayısı 70 ‘in üzerindedir diyebilirim.
 
*
Derler ki :
Bu şair padişahımızın kulağında  siyah bir beni vardı. Halk tarafından oldukça sevilirdi. Davranışları dengeli ve kararlı idi. Her zaman tedbirli davranırdı. İyi ahlâklı olarak bilinirdi. Osmanlı devlet sisteminin temellerini atmaktaki başarısı da kişisel karekterinden kaynaklanıyordu. İyi bir teşkilâtçı, cesur bir kumandan olduğu gibi mükemmel bir idareciydi.  Âlimlerin sohbetinde bulunup, onlarla istişare ederdi. Böyle övgülerler şiirsever sultanımızı…
Yine derler ki :
Zamanında, “ilmiyeden gelen ağabeyi vezir Alâaddin paşa, yine ilmiyeden gelen Molla Taceddin, vezir Hayreddin Paşa, vezir Lala Şahin Paşa, Bilecik ve Bursa kadılığı yapan Çandarlı Kara Halil Paşalarla” istişare ederek Osmanlı Beyliğini, “Osmanlı Devleti”  haline getirmesini bilmiştir.
 
İmar ve iskân siyasetine önem verip, devrinde fethedilen beldelere  Türk-İslam  nüfusu yerleştirmiş, böylece, Osmanlı ülkesinin nüfûzunu arttırıp, devleti “devlet” yapmıştır. Aynen böyle söyleyip yazarlar…
*
*
A Oğul!
Rivayet edilir ki; 
Babasının kendisine yazdığı vasiyetnameyi kendi oğlu Murad'a yazar.
Şiir şöyledir :
 
"Elâ iy meyve-i bâg-ı murâdum
Şeh-i âlî-neseb Sultan Murâdum
 
Vasiyyet eylerüm gûş eyle anı
Benimçün eyleme âh ü figânı
 
Reayâ hıfzına sa'y it hemîşe
Şeri'at etba'ına eyle pîşe
 
Resûlullâh şer'in pişvâ kıl
Mu'în dîn olup nasb-ı livâ kıl
 
Çün istiklâl buldun saltanatda
Adâlet eyle dâ'im memleketde
 
Bu fâni mülkde magrûr olma zinhâr
Tarîk-ı şer'den dûr olma zinhâr
 
Fenâdur âkıbet dünyânun emri
Ölür herkes ne denli olsa ömri
 
İrişdi çün bana emr-i İlâhî
Sen ol mesned-nişîn-i taht-ı şâhî
 
Kerem eyle bana celb-i du'â kıl
Murâdum budur ey ferzend-i âkıl
 
Nizâm-ı âleme dâ'im medâr ol
Serîr-i saltanatda pâyidâr ol"
 
Ve bu şiirin bugünkü anlamı :
“Oğul, saltanatına mağrûr olma. Unutma ki, dünyâ, hazret-i Süleymân’a kalmamıştır. Unutma ki, dünyâ saltanatı geçicidir, lâkin büyük bir fırsattır. Allah yolunda hizmet ve Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) şefâatine mazhariyet için, bu fırsatı iyi değerlendir. Dünyâya âhiret ölçüsüyle bakarsan ebedî saâdeti fedâ etmeye değmediğini göreceksin. Oğul! Rumeli Hıristiyanları rahat durmayacaktır, sen o cânibe yürü. Rumeli fethini tamamla. Konstantiniye’yi ya fethet, yâhut fethe hazırla, civardaki Türk beyleriyle mesele çıkarmamaya çalış. Ahâli her ne kadar bizi istese de başlarında bulunan beyler, beyliklerinden geçme taraftârı gözükmez. Daha bir zaman idâre edecekler, lâkin sonunda olmuş meyve gibi avucuna düşecekler. Anadolu’da gâile çıkmazsa Rumeli işini rahat halledersin. Bu yüzden Anadolu’nun sessizliğini bozmamaya gayret et. Cennetmekân babam Osman Gâzi Han, Söğüt ve Domaniç’ten ibâret bir avuç toprağı beylik yaptı. Biz Allah’ın izniyle beyliği hanlığa çevirip sultanlığı ikmal ettik. Sen daha da büyüğünü yapacaksın. Osmanlıya iki kıta üstünde hükmetmek yetmez. Zîrâ i’lâ-yı kelimetullah azmi dünyâya sığmayacak kadar yüce bir azimdir. Selçuklunun vârisi biz olduğumuz gibi Roma’nın vârisi de biziz. Oğul, Kur’ân-ı kerîm’in hükmünden ayrılma. Adâletle hükmet. Gâzileri gözet. Dîne hizmet edenlere hizmeti şeref say. Fakirleri doyur. Zâlimleri ise cezâlandırmakta tereddüt gösterme. En kötü adâlet, geç tecellî eden adâlettir. Sonunda hüküm isâbetli dahi olsa, geciken adâlet zulümdür. Oğul, biz yolun sonuna geldik, sen daha başındasın. Cenâb-ı Mevlâ saltanatını mübârek kılsın.”
 
*            
Orhan Gazi, son yıllarında Osmanlı Devletinin idaresini,  oğlu Murat'a bırakarak, ömrünün geri kalanını  Bursa'da  geçirmiştir. Ölüm nedeni ve yılı hakkında tarihçiler arasında ihtilaf bulunmaktadır.
Zamanının tarihçisi olan Aşıkpaşazade, Orhan Bey'in Süleyman Bey'le aynı yılda, 1358 yılında, vefat  ettiğini yazmakta.  Bazı tarihçiler 1360 yılında 79 yaşında iken vefat ettiğini bildirirler ve diğerleri ise ölümünün 1362' de olduğunu belirtir. Orhan Bey, Bursa'da, Gümüşlü Kümbet'e babasının türbesine gömülmüştür. Kendisinden sonra oğlu Sultan Birinci Murad Han, Osmanlı sultanı oldu.
 
*
Eşleri
 
Holofira Nilüfer Hatun - Yarhisar Tekfurun kızı, I. Murat, Süleyman Paşa ve Şehzade Kasım'ın annesi.
 
Aspurça Hatun - Bizans İmparatoru III. Andronikos'un kızı, Şehzade İbrahim ve Fatma Sultan’ın annesi.
 
Theodora Kantakuzen - Bizans İmparatoru VI. Yannis Kantakuzen’in kızı, Şehzade Halil'in ve Şehzde Kasım’ın annesi.
 
Eftandise Hatun - Mahmud Alp'in kızı.
 
*
Erkek çocukları : Süleyman Paşa, Şehzade Murad, Şehzade İbrahim, Şehzade Halil, Şehzade Kasım, Şehzade Eyüp
 
Kız çocukları : Fatma Hatun
 
*
A Oğul;
Orhan Gazi’ nin Bizans imparatorları’nın kızlarını kendilerine eş olarak almaları meselesine dikkatini çekmek istiyorum.
Bu husus, Şiirbaz Sultanımız Orhan ile başlamış ve Osmanlı’nın yıkılışına kadar devam etmiştir. Fakat,  “II. Murad Han’ın Candaroğlu, II. İbrahim Bey’in kızı Hatice Hatun ve Amasyalı Şadgeldi Paşanın torunu Yeni Hatun ile 
Fatih Sultan Mehmed’in Dulkadıroğlu Süleyman beyin kızı Sitti Hatun ile ve II. Bayezid’in de yine  Dulkadıroğullarından Alaüdevle beyin kızı (ki Yavuz Sultan Selim Han’ın annesidir) Ayşe Gülbahar Hatun ile evliliklerini de burada belirtmeliyiz.”(1)
*
Osmanlılar, sınırlarını Istanbul ve Karadeniz’e doğru genişletmeye başlayınca, elbette Bizanslılarla karşı karşıya geleceklerdi. Geldiler de…
Tarih, kendi dokusunu çoktan örmeye başlamıştı bile.
A Oğul;
Ayasofya sadece İstanbul’da yok. İyi dinle anlatacaklarımı. Bir Ayasofya daha var ki, bunun da adı Ayasofya Kilisesi… İznik, Bizansın kutsal şehriydi ve Ayasofya’da orada idi. 1329-1331 tarihleri arasında İznik, Osmanlı tarafından feth edildi. Ve orada, kilisenin camiye çevrilmesiyle ilk üniversite kurulmuş oldu, başına da Kayserili Molla Davud tayin edildi.
 
Bizans İmparatoru III. Andronikos, aslında toprak vermek yerine Bizans’ın kaybolan topraklarını geri almak istiyordu. Fakat, kader ağını örmüştü bir kere… Dönüşü mümkün değildi. İznik’i almak için hücuma geçen Bizans İmparotoru, İznik’i alamadığı gibi savaş meydanından kaçmak zorunda da kaldı. Düşündü, baktı olmadı ve Osmanlı ile anlaşmaz ise kuşatma altındaki şehir mahvolacaktı. Kızı Prenses Aspurça’yı Osmanlı Sultanı Orhan’a eş olarak vererek bir barış anlaşması imzaladı. Osmanlının tarihte yaptığı ilk barış anlaşması da budur işte.
Kaleyi teslim alan Orhan Gazi, ahâliden arzu edenlerin eşyalarıyla birlikte gitmesine müsaade etti. Ayrıca Osmanlı Devletinin tebaası olarak kalıp, yalnız cizye vermek şartıyla, âdet ve ananelerini muhafaza edebileceklerini de ilân etti. Halkın büyük çoğunluğu Osmanlı’yı tercih etti. Savaşta eşleri ölen kadınlar, Orhan Gaziye müracaat edip, sahipsiz kaldıklarını, Müslüman olup, Osmanlılardan isteyenlerle evlenebileceklerini bildirdiler. Orhan Gazi, İznik’in yerli kadınlarının arzularını ilân edip, isteyenlerin bunlarla evlenebileceklerini ve bunlarla evlenenlerin İznik muhafazasında görevlendirileceğini açıkladı. Osmanlı Devletinin merkezi, geçici olarak İznik’e taşındı. Şehir imar edilip, çeşitli eserlerle de süslendi. 
Evet, iki cihan serverinin övdüğü ve kutlu bir miras olarak Osmanlı tahtının özünde duran nazlı güzel İstanbul’a giden yollar açılıyordu birbir. Holofira’dan Aspurça’ya… Kaleden kaleye. Yoldan esas yola…
A Oğul;
Aspurça Hatun’un öyküsü bu işte. Tarihi  öyküleştiren yazgaçlar böyle anlatırlar.
Holofira yani Nilüfer hatun’un öyküsünü ilk Şiirbaz Sultanımız Osman Bey’ anlatırken Bilecik tekfurunun kızı olduğunu belirterek, biz de, Gülce Edebiyat Akımı şiir tekniği ile de manzum olarak sunmuştuk değil mi?
Bu arada, Marmara bekleren yağız atlıyı, yağız at, yeleleri alevden al bir ata dönüşmüştü. Al atlar dörtnala koşuyordu yollarda ve zaman zembereğini İstanbul, İstanbul diye kuruyordu. Bir yer daha vardı yol üzerinde, bir yer… Bursa idi bu yer. Yeşil Bursa…
Anlatıcılar, bir cümle söz daha ekleyip konuşurlar  Bursa’ya dair:
“Padişahımız Orhan, “Köse Mihal, Turgut Alp, Şeyh Mahmud, Gazi Mihal ve Ahi Hasan” gibi kahramanların azim ve gayretleriyle 6 Nisan 1327’de Bursa’yı fethetmiş ve Bey Sancağı adıyla oğlu Murad’a vermiştir.” Derler.
 
Gelelim, Teodora Kantakuzen’e…
Bu Hatun’da Bizanslı ve 44 yaşında ölen III. Andronikos’un yerine geçen oğlu V. Yannis Palaiologos’un kızıdır.
 
--------------------------------DEVAMI VAR-------------------------------------------------

Bu mesaj admin tarafından 2015-12-27 17:41 GMT, 905 Gün önce düzenlendi.
__________________