Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Şiirbaz Sultanlar » 4-SULTAN I. BAYEZİD ( YILDIRIM)(3)

Yazar Mesaj   #991  2015-12-27 17:29 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:
--------------------->>>DEVAMLA
 
Evlâttan daha mühim
Sultan II. Bayezid hissiyatla dile getirilen duygu yüklü bu konuşmaya aldanmadı.
Lâ erheme beyne’l-müluk (Hükümdarlar arasında merhamet olmaz) ve
Bu kişver-i Rûm bir ser-i pûşîde-i arus-ı pür namustur ki iki damad hutbesine tâb götürmez. (Osmanlı Devleti öyle başı örtülü namuslu bir gelindir ki iki damadın talebine tahammül edemez) ifadeleriyle saltanatın taksim edilemeyeceğine dair namus ve kudsiyet duygularını belirtir.
Mücadelenin sonunda Cem’in Rodos’a geçmesinin, Osmanlı devletine nelere malolduğu meselesi ise tarih uzmanlarınca çok iyi biliniyor. İşte Osmanlı padişahları bu tarihî geçmişi, vuku bulan kavgaları ve neticelerini görerek kat’i tedbirlere başvurmaktan geri durmadılar. Nizam-ı âlem mefkuresini, din ve devlet, mülk ve millet duygusu ile ele alarak her fedakârlığa katlanmaktan çekinmediler.
Kanuni devrinde Türkiye’ye gelen İmparator Ferdinand’ın elçisi Busbecq bu anlayışı şu sözleriyle ifade etmektedir: Müslümanlar, Osmanlı hanedanı sayesinde ayakta duruyorlar. Hanedan yıkılırsa din de mahvolur. Bu sebeple hanedanın, din ve devletin selâmeti ve bekâsı evlattan daha mühimdir.
Kanuni Sultan Süleyman’ın feda etmek istemediği oğlu Bayezid’e gönderdiği namesinde aynı duygu ve inancı görmek mümkündür:
Cenab-ı Hak benden sonra senin hükümdar olmanı takdir etmişse, bunu hiç kimse tebdil ve tağyir edemez. Etmemişse, bunu da sen değiştiremezsin. Bugün din-i İslamın yegane istinadgahı Osmanlılardır. Devletin dahilindeki bir mücadele doğu ve batıdaki düşmanlara fırsat verir. Bu ise bir cinayettir. Ve İslamiyeti temelinden yıkmakla birdir.
İşte Kanuni’nin oğlunu ve padişahların kardeşlerini ortadan kaldırırlarken düşündükleri yüksek devlet şuuru bu anlayıştır.
 
Tevbe kıl canım oğul
Osmanlı padişahlarının bu yüce duygularını ve hareket tarzlarını anlamak, onları taht için kardeşlerini öldürten hunhar ve zalim kimseler şeklinde göstermek, yanlıştır. Oysa İslam ülkelerinin harap olmaması ve Müslüman halkın huzuru için canlarından çok sevdikleri kardeşlerini ve çocuklarını bir emirleriyle öldürtmek acaba cihad hizmetini yürütmek ve adaletten çıkmak korkusuyla yıpranan ruh ve bedenlerine daha ne şekilde etkilerde bulunmuştu. Genç denilebilecek yaşlarda, üzüntü ve kederlerin yol açtığı hastalıklarla ölümlerinde, ne gibi etkenlerin rolü vardı. Bunlar, öncelikli olarak incelemeye değer mevzulardır.
Padişahların kardeşlerini ortadan kaldırdıkları sıra yaşadıkları halet-i ruhiyeden bazı örnekleri şöyle sıralayabiliriz:
“Çelebi Mehmed ağabeyi Musa’nın vücut donanımını yitirdiği cihetten üzülmüş, onun gençlik deminde yokluk diyarına gidişine yanmış, üzüntüsünü belli edercesine huzursuz olmuştu. Kirpiklerinin ucundan dökülen yaş taneleri göz bebeklerini nar gibi kan içinde bırakmış, akan yaşlar yanaklarını kızartmış, oturduğu yeri nemlendirmişti”.
Yavuz Sultan Selim de kardeşleri Korkud ve Ahmed’in ölümlerinden büyük üzüntü duydu ve ruhları için sadakalar dağıttı. Kanuni Sultan Süleyman nasihatçileri de dinlemeyerek isyan eden oğluna “Bî-günahım deme bari tevbe kıl canım oğul”derken ne iç buhranları geçirmişti acaba?

Yavuz devri tarihçilerinden Celalzâde Mustafa bu hususu:
 
Cihana verme gönül bî-vefadır
Mülûkun menzili taht-ı fenadır
Huzur-ı saltanat bir bâda benzer
Karındaşı kişinin yâda benzer
Cihan için karındaşa kıyarlar
Bıçak ile ciğer çeşmin kıyarlar
 
diyerek ifade ederken belki de meliklerde bu sebeple huzur ve sükûnun bulunmayacağını idafe etmektedir.
 
Meşhur tarihçi Kemalpaşazâde ise:
 
Akıbet şirzâde şîr olur.
Zirzâde büyür emir olur

beytiyle arslan yavrusu büyüyünce aslan olacağı gibi, küçük de olsalar saltanat üyelerinin büyüdüklerinde padişah olacaklarını belirtip ortadan kaldırılmalarının, cihan görmüş, tecrübe sahibi yaşlıların tedbiri ve tavsiyeleri neticesinde devam ettiğini belirtir.
Bir veliye bende olmak…
Öte yandan Osmanlı padişahlarının zevk için, mevki ve makam için insan katledecek kadar aşağı ve bayağı kimseler olmadıkları, onların ruhi yönlerini yansıtan ifadelerinden daha açık bir şekilde anlaşılır. Reayayı koruma yönünde gayretleri, dini yaşantıları, İslamiyetin emirlerine bağlılıkları, adaletle hükmetmelerinin yanısıra şahsiyetlerini yansıtan en mühim yönleri onların ilmi ve edebi cihetleridir.
Hemen her biri mükemmel bir eğitimden geçen Osmanlı sultanlarının veya hanedan mensuplarının tamamı şiirle meşgul olmuş, belki de med-cezir hareketleri gibi üzütülü-coşkulu iç dünyalarını bu şekilde ifade etmişlerdir. Onların bu yönleri dikkatle ve tarafsız bir şekilde incelenirse sanatçı özellikleri, içli ve duygulu yapıları, saltanatın ağır yükünden bunalışları, ahiret hesabı içerisinde bunaldıkları açık bir biçimde görülür.
     Yavuz Sultan Selim:
Padişahı âlem olmak bir kuru kavga imiş
Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş
 
Kanuni Sultan Süleyman:
Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır
Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi
 
II.Selim Han:
Bu zamanın devletiyle kimse mağrur olmasın
Kâm alırsan adl ile ol dem be-câdır saltanat
 
Fatih Sultan Mehmed ise:
Nefs ü mal ile nola kılsam cihanda ictihad
Hamdülillah var gazâya sad hezârân rağbetüm
ifadeleriyle hangi duyguların hasretliğini çektiklerini açık bir tarzda ortaya koymuşlardır.
      Ekber evlât
Sultan III. Mehmed’e halef olan oğlu I. Ahmed’den itibaren şehzadelerin sancağa çıkarılmaları usulü kaldırılıyordu. İşte bu uygulamanın sona erdirilmesi ile kardeş katli problemine de çözümler aranmaya başlandı. Zira III. Murad ve III. Mehmed devrinde sayıları artan şehzadelerin öldürülmeleri sarayda derin akisler doğurmuş, büyük üzüntülere yol açmıştı. I.Ahmed devrinde ilk defa olmak üzere, oğlu Osman dünyaya geldiğinde kardeşi Mustafa’ya dokunulmadı. Yine ilk defa olmak üzere I.Ahmed Han vefat ettiğinde oğlu Osman küçük olduğundan amcası Mustafa tahta çıkarıldı. Buna rağmen şartların getirdiği sıkıntılar sebebiyle II. Osman ve IV. Murad dönemlerinde yine Fatih kanunnâmesine dayanılarak şehzade idamları vuku buldu. Ancak bütün bu idamlar padişahın sefere çıkması sırasında sarayda saltanata geçebilecek namzet bırakmak istememelerinden kaynaklanıyordu. Zira IV. Murad defalarca zorbalar tarafından ayak divanına çağırıldığında hep kardeşlerinden birinin tahta çıkarılmasıyla tehdit olunmuştu.
Nihayet I. Ahmed döneminde tavsayan kardeş katli meselesi, Sultan IV. Mehmed zamanında sona erdi. Bu devirde Osman oğulları içinden yaşça en büyüğünün tahta geçmesi kabul edilerek kardeş katlinin önüne geçildi. Hemen hemen Osmanlı hanedanının nihayete ermesine kadar devam eden bu usulün öncesi ile mukayesesi ise her zaman yapılageldi.
 
Güçlü nefeslerden göç şarkılarına
Yetenekli, kabiliyetli, ilim ve siyaset bakımından üstün nice şehzadeler kenarda beklerken idarede başarısız olanlar uzun yıllar icranın başında bulundular.
Diğer taraftan gerek bazı haris devlet adamları, gerekse askerler beğenmedikleri veya menfaatlerine uygun gelmeyen padişahları her zaman tahttan indirme imkanına sahip bulundular. Artık ayak başa hükmetmektedir. Bu durum karşısında Osmanlı sarayı eskiyi aratmayacak acılara sahne oldu. Genç Osman’ın, III. Selim’in ve Abdülaziz Han’ın şehadetleri bunun e n bariz misalleridir. Bu uygulamalar padişahların rahat hareket etme imkanlarını ortadan kaldırdı, onların pek çok dengeleri gözetmesine yol açtı; böylece güçlü devirler yerini çekingen ve korkak uygulamalara bıraktı.
 Kanuni Sultan Süleyman’ın:
Allah Allah diyelim sancak-ı şâhi çekelim
Yürüyüp her yanadan Şarka sipahi çekelim
İki yerden kuşanalım yine gayret kuşağın
Bulanıp toz ile toprağa bu râhı çekelim
Pay-ı mâl eyleyelim mülkünü düşmen-i dinin
Gözüne sürme deyu dûd-ı siyahi çekelim
şeklindeki güçlü kudretli sedaları yerini,
 
III. Mustafa Han’da:
 
Yıkılubdur bu cihan sanmaki bizde düzele
Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvâb-ı Saadet’te gezen hep hâzele
İşimiz kaldı hemân merhamet-i Lem-Yezel’e

mısralarıyla iç sıkıntılarına ve çaresizliğe terkediyordu.
Dolayısıyla kardeş katli meselesi ve sonraki uygulamalara dair mukayesenin pek çok bakımdan ve sıhhatli bir şekilde yapılması; hissi, yanlı, düşmanca tavır ve değerlendirmelerden uzak kalınması gerekiyor.(2)
 
*
Timur'un fetihnamesine göre Ankara Savaşı'nın bitiminde Bayezit bir gürz darbesiyle atından düşürülüp yakalanmış ve "Ben sultan Beyazid'ım. Beni sağ olarak hükümdarınıza götürünüz" demesi üzerine elleri bağlı olarak Timur'un çadırına götürülmüştür. Timur, yenik Padişahı gayet iyi karşılamıştır. Can Oğul, Yıldırım'ın oğulları Mustafa Çelebi ve Musa Çelebi de aynı savaşta tutsak düşmüşlerdir. Timur ve tümenleri Bursa ve İznik'i ele geçirmişler; talan edip yakıp yıkmışlardır. 
 
Timur bu seferlerinde ve Anadolu'da bulunduğu sıralarda, esiri olan Bayezid'ı devamlı olarak yakınında tutup ayrılmasına izin vermemiştir.
 
Bazı tarihçiler,
Bayezid'ı kaçırmak için birkaç girişim ortaya çıkartılınca Bayezid ve eşi Sırp Prensesi Olivera (veya Maria Despina) ile birlikte tutsak alınarak demir kafesde tutulduklarını da belirtmişlerdir.
 
Yıldırım Bayezid 8 Mart 1403' de 43 yaşındayken Akşehir'de, neden olduğu halâ bilinmeyen gizemli bir şekilde Hakk’a yürümüştür.
 
Bazı kaynaklara göre Beyazid, Timur tarafından Orta Asya'ya doğru Hazar Denizi kıyılarından geçerek götürülmek isteniyordu. Oysa, yakınlarından uğradığı ihanete dayanamayan I. Bayezid hastalanmıştı. Tedavisi için geriye gönderildiyse de, esaret acısına dayanamamış, ölmüştür. Diğer bazı kaynaklarda hastalığının ilerleyen romatizma ve bronşit olduğu kaydedilirken, Behiştî "humma-i muhrika (ateşli bir hastalık)" olduğunu işaret eder. Bizanslı tarihçi Dukas ise, kendini zehirlendiğini, diğerleri ise esaret altında intihar ettiğini de yazar.
 
Yıldırım’ın naaşı geçici olarak Akşehir'de Seyyid Mahmud Hayrani'nin türbesine defnedilmiştir. Ancak Semerkand'a dönerken Timur'a kendisini beğendirmiş olan Musa Çelebi'ye babası Yıldırım'ın naaşını alıp Bursa'ya birlikte götürmesi buyruğu verilmiştir. Bazı kaynaklara göre cenaze Musa Çelebi tarafından Bursa'ya getirilmiş ve Yıldırım Camii yanındaki türbesine gömülmüştür.
 
Diğer bazı kaynaklar, Musa Çelebi'nin babasının naaşını mumyalanmış olarak Germiyanoğlu Yakup Bey'e Kütahya'ya getirdiğini; burada naaşın saklandığını ve 1404’ de Çelebi Mehmed tarafından Bursa'ya getirilerek türbesine gömüldüğünü yazarlar.
 
*
 Eşleri
********
Devlet Şah (Devlet) Hâtûn :
“Germiyanoğlu Süleymanşah’ın, Celâleddin Rumî’nin oğlu Veled Çelebi’ nin kızı Mutahhare Hatun’dan doğan kızıdır. Tarihimizde Osmanlı padişahlarının zevceleriyle diğer bir hükümdarla evlendirilen kızları, çok zaman asıl adlarıyla zikredilmeyerek Devlet Hatun veya Sultan Hatun gibi hükümdar ailelerine mahsus lakaplar ile zikrolunduklarından asıl adlarının ne olduğu bazen bilinmemektedir.
1378 yılında Murad Bey, oğlu Yıldırım Bayezid ile Devletşah için çok mutantan bir düğün tertip etti. Etraftaki beyleri de bu düğüne çağırdı. Germiyanoğlu Süleymanşah, çeyiz olarak Osmanlılar’a Kütahya, Tavşanlı, Eğrigöz (Emed) ve Simav şehir ve kasabalarını verdi. (3) Yıldırım Bayezid’in oğullarından İsa ve Musa Çelebiler, Devletşah Hatun’dan doğmuşlardır. Bazı tarihçiler, Devletşah’ın Çelebi Mehmet’in de annesi olduğunu yazıyorlarsa da doğru değildir. Çünkü Devlet Hatun’un, Çelebi Mehmet’in annesi olduğuna dair hiçbir kayıt yoktur. Tersine 1414 de ölen Çelebi Mehmed’in annesnin dönme olduğuna dair kayıtlar vardır. (4) Devletşah Hatun, Bursa’da 1414 yılında öldü. Yeşil Cami civarına gömüldü.”
 
Mileva Olivera Despina Hatun :
Sırp Kralı Lazar'ın kızıdır. Yıldırım Bayezid, Kosova Meydan Savaşını kazanınca, Lazar’ın yerine geçen oğlu Lazaroviç ile bir anlaşma yaptı. Dostluğu kuvvvetlendirmek için de kızkardeşi Despina ile evlendi (1390).(5) Despina’nın adını Gibbos bu şekilde yazdığı halde Yorga, Maria yahut  Mileva (Olivera) şeklinde tespit etmiştir. (Uzunçarşılı, a.g.e) Osmanlı tarihçileri Despina’nın Yıldırım Bayezid’i, içkiye, zevk ü safaya alıştırdığını, bunda vezir-i âzam Çandarlı Ali Paşa’ nın da büyük rolü oluğunu yazarlar. (6). Despina, 1402 Ankara Meydan savaşından sonra Bursa yenişehir’inde iki kızı ile beraber yakalanarak Kütahya’da bulunan Timur’a gönderildi. Timur’un bu kadını bir âki gibi kullandığı, bu yüzden Osmanlı padişahlarının bundan sonra nikâh ile evlenmeyi bıraktıkları söylentileri vardır.  Despina’nın akıbeti hakkında bilgi yoktur. O devir kaynakarına gore : Maria’ nın Yıldırım’dan iki kızı olmuştur. Birisinin adı Paşa Melek’tir. Timur, bunları evlendirmiştir.
 
Hafsa Hatun :
Aydınoğlu İsa Bey'in kızıdır.Yıldırım Bayezid, Kosova zaferinden sonra kendisine karşı ayaklanan Anadolu Beyleri üzerine yürüdü. Birçoklarını ortadan kaldırdı. Aydınoğlu İsa Bey, Yıldırım’a karşı durmadı. Yıldırım Bayezid, İsa Bey’in Hafsa Hatun adındaki kızı ile evlendi.(1390). Kayınbabasına bir miktar yer bıraktı, diğerlerini elinden alarak Osmanlı topraklarına kattı. Hafsa Hatun’un hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Tire’de bir çeşme ile Bademiye’de bir zaviye yaptırmış, bunlara bir hayli vakıflar yapmıştır. (7)
 
Sultan Hatun - Dulkadiroğlu Süleyman Şah'ın kızı.
Maria Hâtûn - İkinci kocası Payo Gómez de Sotomayor olan Macar Kontu János’un kızı
Angelina Hâtûn - Şehzade Musa’nın annesi
 
Erkek çocukları
************
Musa Çelebi, Süleyman Çelebi, Mustafa Çelebi, İsa Çelebi, Çelebi Sultan, Ertuğrul Çelebi, Kasım Çelebi, Şehzade Musa
 
Kız çocukları (8)
************
“Hundi Hatun :
Yıldırım Bayezid’in kızıdır. 1396 Niğbolu zaferinden sonra devrin büyük bilgini ve şeyhi “Emir Buharî, Emir Sultan ve Şemseddin Mehmed” adlarıyla anılan zatla evlenmiştir. Rivayetlere gore Hundi Hatun, Emir Sultan’ı rüyasında görmüş, evlenmek istemiş, bu arzusunu Rumeli’de seferde olan babasına bildirmiş. Yıldırım Bayezid, buna çok kızmış, Emir Buharî ile kızını öldürtmek üzere Süleyman Paşa emrinde kırk kişilik bir kuvvet göndermiş; fakat bu kırk kişi, Emir Sultan’ın gösterdiği keramet sonunda kadit olmuşlar. Emir Buharî’ nin bu kerameti Mevlâna tarafından Yıldırım Beyazid’e bildirilmiş. Bunun üzerine Yıldırım, kızı Hundi’ yi Emir buharî’ye vermiş. Bu evlenmeden Emir Ai ile kızları doğmuş. Hundi Hatun ölnce kocasının Bursa’daki Emir Sultan Türbesine gömülmüştür. Çocukları kendisinden evvel ölmüştür.(9)
 
Bey Oğul!
Sözümüzün burasına Şiirbaz Sultan Yıldırım’ın âşık damadı Emir Sultan’a dair söylenegelen bir efsaneyi sunayım, olur mu?
Şöyle :
   Yıldırım Beyazıd savaşa gider. Emir Sultan, Yıldırım Beyazıd’ın damadı olduğu için Bursa’dan ayrılmaz. Bu duruma Yıldırım Beyazıt’ın karısı ve Emir Sultan’ın kızı çok içerlenir. Emir Sultan’a  “Sana yakışıyor mu? Babam harp meydanında savaşıyor, sen buradasın.”  Emir Sultan da “Hanım bizim harbe gidecek zamanımız henüz gelmedi. Allah kısmet eder, izin verirse, o zamanda gelecek.” der.
 
Birkaç gün sonra çadırında otururken çadırın bir ucunu kaldıran Emir Sultan karısına savaş meydanını gösterir. Bakarlar ki Yıldırım Beyazıd ayağından yaralanmış. Ordusu da yenilmek üzere, Emir Sultan karısına “şimdi Allah’ın izniyle babana yardıma gidiyorum” diyerek hanımının başörtüsünü alır ve ortadan kaybolur.
 
Bu sırada savaş meydanın da beyaz bir atlı belirir. Beyaz atlı savaşçı önüne çıkan düşmanı perişan eder. Kaybedilmek üzere olan savaş zaferle sonuçlanır. Evden çıkarken karısının başından aldığı başörtüsünü de Yıldırım Beyazıd’ın ayağına sarar ve ortadan kaybolur.
 
Zafer dönüşü Bursa’ya gelen Yıldırım Beyazıd, ilk iş olarak damadı Emir Sultanı huzuruna çağırır. Hiddetle “Ben senin gibi karısının koynundan çıkmayan zavallı bir damat istemiyorum, Benim damadım halk meydanında düşmanı perişan eden beyaz atlı gibi bir yiğit olmalıydı.” der. Emir Sultan “Affedersiniz Sultanım” diyerek beyaz atlının kendisi olduğunu açıklamaz. Orada bulunan Hundi Hatun, babasının bacağına sarılı olan örtüyü hemen tanır. “Hayır baba” der. “Bacağınızdaki çevreye bir bakar mısınız, o benim çevrem” der. Padişah bacağındaki çevrenin kızına ait olduğunu görünce kendisine yardım edenin Emir Sultan olduğunu anlar. Hemen yerinden fırlayarak Emir Sultanın elini öpmeye çalışır. Emir Sultan “Siz benim büyüğümsünüz, ben sizin elinizi öpeyim” der. Ve zaferlerin daim olmasını diler”.(10)
Derler ki:
“Düşüncemize gore, Buharalı Bey’in ne maksatla Bursa’ya gelip yerleştiği belli değildir. Yıldırım’ın büyük rakibi olan Timur tarafından siyasi bir vazife ile gönderilmiş olması çok muhtemeldir. Timur’un Anadolu’ya gelişi sırasında Emir’in ne vaziyet aldığı da belli değildir. Yıldırım esir olduktan sonra, bazı kimseler Timur’a karşı koymak için harekete geçmişlerdir; bunların arasında Emir’in oğlu Ali Çelebi (Emir Ali) de vardı. Fakat, babası buna şiddetle mâni olmak istemiş ve eğer böyle bir teşebbüste bulunursa Allah’tan ölmesini dilediğini bildirmiştir. Bir gün onun adını taşıyan İmralı adasında teşkilât yapmakta olan Ali Çelebi’ye bu haberi götürdükleri zaman onu yatakta hasta budular ve biraz sonra öldüğünü gördüler.
Emir Sultan’ın felsefi eserlerinden başka şiirleri de vardır. Şu satırlar onundur :
 
Gerçi âşıklara sıla değildir,
Derdi olan gelsin, dermanı buldum.
Ah ile, vah ile cevlan ederken
Canım içinde efendim cananı buldum.
 
Açılmış dükkânlar, kurulmuş pazarlar
Canlar  mezad olmuş dellalda…
Oturup ümmetim beratın yazar
Cevahir bahşeden dükkânı buldum.,
 
Erenler meydana doğru varırlar
Anda cem’oluben verir alırlar…
………………………………………………….
………………………………………………….
Emir Sultan ne hoş yazar imiş
Âşıklar seyredip gezerler imiş;
Cümlenin maksudu ol didar imiş
Hakk’a karşı duran divanı  buldum.” (11)
 
 
Orûz Hatun :
Yıdırım Bayezid’in kızıdır. Ayşe Hatun adında bir de kızı vardır. Doğumu, ölüm, evlenmesi, kocası ve çocukları hakkında başka bilgi yoktur.(12)
 
Fatma Hatun :
Yıldırım Bayezid’in kızıdır. Doğum tarihi belli değildir. 1402 Ankara bozgunundan sonra ağabeyi Emir Süleyman tarafından  Bursa’dan Kasım’la beraber Edrne’ye gönderildi. Süleyman Çelebi, Bizans İmparatoru ile bir andlaşma yaptı. Bu andlaşmaya sadık kalacağını götermek için de kardeşleri Fatma Hatun’la Kasım’I İstanbul’a gönderdi. Fatma Hatun, Çelebi Sultan Mehmed zamanına kadar İstanbul’da kaldı. Daha sonra Çelebi Mehmed, Fatma Hatun’u yanına getirtti, bir sancakbeyi ile evlendirdi.Fatma Hatun ölünce Orhan Bey türbesine gömüldü.
 
Erhondu Hatun:
Yıldırım Bayezid’in kızıdır. Ümeradan Pars Bey oğlu Yakup Bey ile vlenmiştir. Oğulları Umur Bey ile Mehmet Çelebi’dir.(13)(14)
 

 -------------------------------------------------------------------------------------
(1)YÜCEBAŞ, Hilmi, a.g.e, 100

(2) Prof.Dr. ŞİMŞİRGİL,Ahmet; ahmetsimsirgil.com/kardes-katli/

(3)Aşık Paşa,Osmanlı Tarihleri I, Türkiye Yayınevi Yyn, Tevarih-I âl-I Osman 129-130.

(4)UZUNÇARŞILI, İ.Hakkı;a.g.e, Belleten XXI, Ank 1957, 185-188

(5)UZUNÇARŞILI, İ.Hakkı, Osmanlı Tarihi 1, 2. Baskı, 200.

(6)Ahmet Refik, Kadınlar Saltanatı I, İst 1332, 22-25

(7)UZUNÇARŞILI, İ.Hakkı, Osmanlı Tarihi 1, 2. Baskı, 70; Dr.Himmet Akın, Aydınoğulları Tarihi, 61,74,138,143,155,160,178.

(8)Alderson, a.g.e- Şemsettin Mehmet ile evlenen Paşa Melek isimli bir kızının olduğunu da yazar. Ayrıca Osmanlı tarihi, İskit yayınevi I, 144. Paşa Melek’in Karamanoğlunun eşi Melek Hatun’la ismi karıştırılmış olabilir.

(9)M.Cavit Baysun, Emir Sultan’ın hayatı ve şahsiyeti, Tarih Dergisi, İst, 1949, 77-94.

(10)Kulturturizm,internet-bursakulturturizm.gov.tr/TR,70260/ emir-sultan-efsanesi.html

(11)YÜCEBAŞ, Hilmi, a.g.e, 26

(12)GÖKBİLGİN,Tayyip, XV ve XVI.asırlarda Edirne Paşa Livası, İst, 1952, 321.

(13)Bursa Kütüğü,IV,19, 54

(14)ULUÇAY, M.Çağatay, a.g.e,7-10

----------------------------------------------------------------------

LÜGATÇE :

Rind :

Bahs:

Vasl:

Terâne:

Ağyâr:

Fesâne :

Hışm :


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2016-02-09 01:02 GMT, 987 Gün önce düzenlendi.
__________________