Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Şiir Tahliller » FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL’in Şiirlerinde Halk Edebiyatı Etkileri
Başlık: FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL’in Şiirlerinde Halk Edebiyatı Etkileri
Yazar: admin
Tarih: 2017-08-19 09:01
Yorumlar: (0)
Rated 0/5 (0%) (0 Votes)

REKLAMLAR

 

 

FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL’in Şiirlerinde Halk Edebiyatı Etkileri

 

 

 

Rıza FİLİZOK

 

Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiiri Halk, Divan  ve Batı edebiyatlarının ortak etkileri altında gelişir. Şekil, dil, imajlar ve malzeme olarak bu kaynaklardan Faruk Nafiz'in şiirlerine pek çok un­sur girer. Aruz ve hece veznini iyi kullanan, halk şiiri ve divan şiirini tanıyan, Tanzimat devrinden başlayarak devam eden yeni şiir geleneğinin içinde yetişen şair, bu üç çizginin devamı sayılabilecek birbirinden farklı şiirler yazmıştır.   Biz bu araştırmamızda hece vezniyle yazılmış eserlerinden yola çıkarak şairin sanatının halk şiirine yaklaşan yönleri üzerinde duracağız.

 

Dinle Neyden

Faruk Nafiz’in hece vezniyle yazılan ve halk şiiri nazım şekillerinin yer aldığı ilk şiir kitabı "Dinle Neyden”dir.

Bu şiir kitabında yer alan ve hece vezninin 6+5 duraklı 11 'li vez­niyle yazılan şiirler şunlardır : Bir Mersiye, Geceyle Ben, Hicran Akşamı, Ayrılık, Sensiz Bahar, Yıllardır, Annemin Dizinde. Hecenin 6+5 duraklı 1 l'li vezniyle yazılan, aynı zamanda "Koşma" tarzında olan şiirler şunlardır : Dinle Neyden, Kır Türküsü, Şehnişinde, Benimle Eylül, Bağ Bozumu, Vasiyet, Bir Kitabe. "Başkasını Seven" şiiri 6+5 du­raklıdır ve "mani" biçiminde yazılmıştır.

7+5 duraklı, 12 heceli şiirler şunlardır : Şüphe, Münzevi, Göllerde, İthaf. Aynı vezinle yazılmış olan "Arzu" şiiri, koşma tarzında kafiyelenmiştir.

"Uzaktan" şiiri 4+4+5 duraklı, 13 hecelidir.

7+7 duraklı, 14 heceli şiirler şunlardır : Muhayyel, Gurbet, Gez­diğim Yer, Filistin’den Geçerken. "Bir Yolculuk" şiiri iki vezinlidir, 7+7 duraklı 14 'lü mısraların arasına 7+5 duraklı 12'li bir bent yerleştiril­miştir.

8+7 duraklı, 15 heceli olan 'Terk Olunmuş" şiiri "mani" tarzında kafiyelenmiş olmakla dikkati çekmektedir.

"Dinle Neyden"de bulunan şiirlerden "Bir Yolculuk", "Muhayyel", "Gurbet" şiirleri beyitlerle yazılmış ve mesnevi tarzında kafiyelenmiştir.  "Uzaktan",  "Sensiz Bahar",  "Filistin’den Geçerken"  dörtlük ve üçlüklerle "sone" tarzında yazılmıştır. Geriye kalan şiirlerin tamamı, farklı kafiye düzeninde de olsa, dörtlüklerle yazılmış olmalarıyla dikkati çeker.

 

Çoban Çeşmesi

Faruk Nafiz’in hece vezniyle yazılan ve halk edebiyatı nazım şekillerine yer verilen ikinci eseri "Çoban Çeşmesi"dir.

Bu şiir kitabında yer alan şiirlerden "Melek" ve "Kızıma" şiirleri, hecenin 7'li kalıbıyla yazılmıştır. "Kızıma" şiiri "koşma" tarzında ka­fiyelenmiş oluşuyla dikkati çekmektedir.

6+5 duraklı, ll'li hece vezniyle yazılmış şiirler şunlardır : Oluk Yanında, Serçe ile Kız, Yemin, Gönülden Şikayet, Yağmurlu Bir Gündü, Bir Gece, Serenad-I, II, III. Denizden Beklediğim. Tereddi. Hecenin 6+5 duraklı 11'li vezniyle yazılan, aynı zamanda "koşma" tarzında olan şiirler şunlardır : Çoban Çeşmesi, Gençlik, Gönül, Ne kaldı, Ayşe Sana. "Dinle Neyden" adlı şiir kitabında bulunduğu halde bu kitaba da alınan şiirlerden Kır Türküsü, Bağ Bozumu, Vasiyet, Dinle Neyden şiirleri, aynı vezinle ve koşma tarzındadır. Aynı vezinle yazılan "Aya Manzumeler-I, II, III, IV' şiirleri mani tarzında kafiyelenmiş olmalarıyla dikkati çekmektedir. "Göllerde" şiiri 7+4 duraklı, “Yuvamın Kuşuna " şiiri 4+4+3 duraklıdır.

4+4+5 duraklı 13'lü kalıpla yazılmış bir şiir vardır : Son Âşık.

7+7 duraklı 14'lü hece vezniyle yazılmış şiirler şunlardır : Musta­ripler (Aç, Kahpe, Âşık, Pek Çokları), Orkestra Dinlerken, Her Yerde Kahraman (Yerde, Denizde, Havada), Sen Nerdesin, Güzel Denmeyen, Kendim İçin, Annesiz Ölü, Öldüğüm Zaman, Ölümü Hatırlatan Kadın, Şeytan, Oğluma, Yıl Başımda, Bir Sahife Açsam Ağlarsın (İddia. Kele­bek, Bir Hatıra). Aynı vezinle yazılan "Gurbet" ve "Filistin’den Geçerken" şiirleri, Dinle Neyden adlı şiir kitabında da vardır.

"Han Duvarları" ve "Ocak Başında" adlı uzun manzumeler, 7+7 du­raklı 14'lü ve 6+5 duraklı ll'li olmak üzere iki vezinli olmalarıyla dik­kati çeker.

"Tehlike" ve “Terk Olunmuş" şiirleri 15'li hece vezniyle yazılmış­tır. (İkinci şiir Dinle Neyden'de vardır.)

 

Akarsu

Akarsu'daki "Denizle Konuşan Adam" , "Yalnız", "X 'in Gözleri", "Bir Şairin Mezarına Kitabe", "Hüseyin Pektaş'a Gazel", "Damlalar-I, II, III, IV" şiirleri aruzla, diğerleri hece vezniyle yazılmıştır.

6+5 duraklı, ll'li hece vezniyle yazılan şiirler şunlardır : Gecele­rim, Karacaahmet, Tutuş, Yan !. Yanda Kalan Mısralar-I, II, Yem Ke­rem, Bizim Memleket, Üzüntü. Bu şiirlerden ilk üçü dışındakiler koşma tarzında kafiyelenmiştir.

4+4+3 duraklı, 11 'li hece vezniyle yazılmış bir şiir vardır : Alçıdan Heykel.

7+7 duraklı, 14'lü hece vezniyle yazılan şiirler şunlardır : Akarsu, Yalılar, Tek Fabrika ve Yeni Dünya, Çamlıcadaki Çınar, Adsız Şiir, Bir Bahar Hikâyesi, İlkbahar Güneşi, Yaz Güneşi, Sonbahar Güneşi, Kış Güneşi, Görmeden Taptığım Put, İshakağa Çeşmesi, Fırtınadan Sonra, Atatürk'e, İsmet İnönü'ne. Kitabın "Aşk İlâhileri" bölümünde yer alan yirmi altı şiir de aynı vezinle yazılmıştır. Bu vezinle yazılan şiirlerden "Fırtınadan Sonra", "Atatürk'e", "İsmet İnönü'ne" koşma tarzında ka­fiyelenmiştir. Aynı vezinle yazılan "Çekme Palayı" şiirinin içinde 6+5 duraklı, 11'li hece vezniyle yazılmış bir "koşma" vardır. Şiirde iki de­fa tekrarlanan :

"Çekme palayı Efem,

Bozma alayı!"

mısraı, 7 ve 5 tarzında kırılmış 12'li hece vezniyledir. Dikkate değer olan husus, "Bozma alayı" sözünün bulunduğu mısrada veznin "bozul-ması", kırılmasıdır.

 

Akıncı Türküleri

Faruk Nafiz’in destanî ve eğitici şiirlerinin yer aldığı bu eser, tamamen hece vezniyle yazılmıştır :

7'li hece vezniyle olanlar şunlardır : Yavukluya Maniler, Silâh Omuza.

6+5 duraklı, ll'li hece vezniyle yazılanlar şunlardır : Atlıların Türküsü, Topçulann Türküsü, Tayyarecilerin Türküsü, Piyadelerin Türküsü, Denizcilerin Türküsü, Şehitlerin Türküsü, Zafer Türküsü, Köyden Ayrılış, Yüzbaşım, Kara Cehennem.

4+4+3 duraklı, ll'li hece vezniyle yazılanlar şunlardır : Bizim Köy, Atatürk, Hazırol !. Bu kitaptaki  11 heceli şiirlerin tamamı koşma tarzındadır.

7+7 duraklı, 14'lü hece vezniyle yazılanlar şunlardır : Ahmet, Çanakkale, İnönü, Dumlupınar, Kara Fatma. Bu şiirlerden "Kara Fat­ma" mesnevi tarzında kafiyeli, diğerleri "koşma"   tarzındadır.

Mesnevi tarzında kafiyeli bentlerle yazılmış olan "Kara Fatma" şiiri dışındaki bütün şiirler dörtlüklerle yazılmıştır.

 

Tatlı Sert

"Taşlama" tarzında şiirlerin yer aldığı bu eserin sonunda bulunan "Seyahatname" hariç, diğerleri hece vezniyle yazılmıştır:

"Zelzele" şiiri 7 hecelidir ve "koşma"   tarzında kafiyelenmiştir.

6+5 duraklı, ll'li hece vezniyle ve "koşma" tarzında yazılan şiirler şunlardır : Destan, Amması Vardır!, Baba Öğüdü, Yerinde, Dünya Değişti, Ne Demeli?, Kervan İçinde, Kış, Bu da Bir Nefes. Var, Yok!, Sev­dadan Sevdaya, Ressam Saylavlar, Benim Namzetliğim.

7+7 duraklı, 14'lü hece vezniyle yazdan ve gazel tarzında olan şiirler şunlardır : O Yol da Bir Bu Yol da!; Gelenler, Gelmiyenler; Bu da Böylesi; Sözle Öz; Neye Benzer; Zaman İçinde; Cep Takvimi; Tasarruf ve Masraf; Ola ki... Olmaya ki...; Bir Gezinti; Hamdi Aksoy'a Mektup; Yeni Tarz Bir Gazel; Nerede; Bizde Olanlar; Yazın Arkasından; Kırdığım Kırkıncı Koz; Şundan... Bundan...; Naz ve Niyaz; Yağmurdan Doluya; Hepsi Bir Yerde; Ah Gençlik; Gezintiden Üzüntüye; Karışık İşler; Güzel Gözlü; Bir Gazel; Bu da Böyle Bir Gazel; Yalan Değil !; Bahara Doğru; Şikâyet; Şairler Arasında; Diyorlar; Tatlı Sert.

"Her Telden" şiiri 7+7 duraklı, 14'lü hece vezniyle ve koşma tarzındadır. Aynı vezinle yazdan "Şehir Tiyatrosunda", "Hepsi Bir Yerde", 'Yarı Şaka Yan Ciddî", "Adadayım" şiirleri mesnevi tarzında kafiyeli beyitlerle yazılmıştır.

 

Dil

Faruk Nafiz'in şiirlerine bir bütün olarak bakıldığında şairin ko­nuşulan Türkçe’yi büyük bir başarıyla kullandığı görülür. Eserleri esas olarak konuşulan Türkçe’ye dayanmakla birlikte, hece vezniyle yazılmış şiirleriyle aruz vezniyle yazdığı şiirler arasında her zaman olmasa bile çok zaman hissedilir bir fark vardır. Bu fark her şeyden önce iki veznin imkânlarıyla ilgilidir. Hece şiirlerinde aruzun imkân vermediği kelimeleri ve gramer şekillerini rahatlıkla kullanma imkânı bulunması bu şiirlerde şairin daha sade ve farklı bir dil tabakasına geçişini kolaylaştırır. Bu dil tabakası halk şairlerinin asırlarca işledikleri dildir.

Faruk Nafiz, yukarıda işaret ettiğimiz gibi pek çok şiirinde koşma şeklini kullanmıştır. Redif ve kafiye kelimeleriyle, edasıyla bu şekil, beraberinde halk şiirinin belirli kelime kadrosunu da getirmiştir. Gerçi Faruk Nafiz, şiirlerinin çok azını bu kelime kadrosuna tamamen açmıştır; çok zaman o, Rıza Tevfik'in aksine bu tesiri sınırlı tutmaya gayret etmiştir. Bu sınırlamaya rağmen koşma şeklinin telkin ettiği dil malzemesi, şairin dilini halk şiirine yaklaştırmıştır.

Faruk Nafiz'in dilini halk şiirinin diline yaklaştıran bir başka husus, şairin eserlerinde Anadolu'ya geniş bir yer vermesi, Anadolu'yu, Anadolu insanını, kültürünü ifade etmesi, bir "memleket edebiyatı" yapmasıdır. Bu konu yakınlaşması, dilde de halka yakınlaşmayı sağlar.

Faruk Nafiz'in şiirlerinde tabiat önemli bir yer tutar, tabiat ve in­san daima iç içe ele alınır, daha önemlisi, insan tabiata dayalı imaj­larla anlatılır. Faruk Nafiz'in şiirlerinin halk şiirine ve onun kelime kadrosuna yaklaştıran özelliklerden birisi de budur.

Faruk Nafiz şiirlerinde deyimlerden de yararlanmıştır. Ancak onun şiirlerinde deyimler, sanatının bir niteliği olacak kadar sıklıkla kullanılmamış, konuşma dilinin tabiî unsurları olarak şiirlerinde yer almıştır.

 

İmaj ve Mecazlar

Faruk Nafiz, şiirlerinde oldukça şahsî imajlar, mecazlar kullanan şairlerimizden birisidir. Bununla birlikte özellikle hece vezniyle, halk edebiyatı nazım şekilleriyle yazdığı şiirlerde gelenekten gelen imaj­lara yer verdiği, bu imajlardan yola çıkarak yeni terkiplere ulaştığı görülür.

Henüz Rıza Tevfik 'in etkisinde olduğu Çoban Çeşmesi'nde, kitabın "Saz Şairleri" bölümündeki şiirlerinde gelenekten gelen imajlar büyük bir yer tutar:

Başlıyor ney gibi sine feryâda

O mecnun demlerim geldikçe yâda,

Sevdâ-yı zülfünle dâr-ı dünyâda

Başımdan esmedik yeller mi kaldı ? [1]

 

Şairin, daha "Çoban Çeşmesi' adlı eserinde  Millî Edebiyat men­suplarının üzerinde ısrarla durdukları Halk Edebiyatını "istiare ze­mini" olarak alma fikrini benimsediği, halk kültürümüze yöneldiği, halk hikâyelerinin kahramanlarına telmihlerde bulunduğu, teşbih unsur­larını Halk Edebiyatından aldığı görülmektedir :

Otuz iki dişini söktüren Kerem bile

Benden ziyade âşık değildi Aslı'sına (Ç.Ç. s. 74)

Yaydan kopan ok gibi kanat açtım derine.

 Kapanmak istiyorum bu hızla dizlerine ...

 Delmek için nefesim yetti külünk yerine,

Birer küme buluttu sıradağlar yolumda. [2]

Yukarıda, Faruk Nafiz'in şiirlerinde insan ve tabiatın daima bir­likte ele alındığını ve insanın tabiatla ilgili imajlar vasıtasıyla an­latıldığını belirtmiştik. Bu husus, Faruk Nafiz'in sanatının en önemli özelliklerinden birisidir ve şiirleri asıl bu özelliğiyle halk şairlerinin şiirleriyle, bilhassa Karacaoğlan'ın şiirleriyle -hemen yakalanamayan ama mevcut olan- derin, ustalıklı bir bağ kurar :

Yolcuyum bir kuru yaprak misâli

Rüzgârın önüne katılmışım ben [3]

Gönlünü yorarak bütün bütüne

Benzedin sararmış yaban gülüne. (H.D. s. 27)

Zambağın toziyle çizilmiş kaşın,

Dersini ceylândan almış bakışın.

Sevinci şakıyor sende her kuşun...

Kısrakla boy ölçen taya dönmüşsün ! (H.D. s. 32)

Dökülmüş saçların omuzlarına,

Bulutla örtülen aya dönmüşsün. (H.D. s. 32)

 

 

Yediveren gül sana benziyor bahçelerde,

Saçı omuzunda sensin şu salkım söğüt, derim. [4]

Ko düşsün gönül kuşum

Saçlarının ağma.      H.D. s. 94)

Halk şiirinin temel vasıflarından birisi, insanı tabiattan alınmış imajlarla anlatma, tabiata insan benliği vermedir. Faruk Nafiz 'in şiirlerindeki imaj ve mecazların büyük bir çoğunluğu halk şiirinin bu te­mel vasfına uygundur. Tabiata dayalı imajlar, bir hissediş tarzı olacak kadar Faruk Nafiz'in şiirlerinde derinleştirilmiştir. Yunus Emre'nin

Taştın yine deli gönül sular gibi çağlar mısın

mısraında yahut Karacaoğlan'ın

Karac-Oğlan der de nettim neyledim

Coşkun sular gibi aktım çağladım  [5]

mısralarında karşılaştığımız "su”ya dayalı imaj, Faruk Nafiz'in şiirlerinde aslî bir imaj olarak devamlı karşımıza çıkar. Akarsu adlı şiir kitabının başında yer alan "Akarsu" şiirinde şair, kendisini akar suya benzetir:

Ben bir akarsuyum ki ondaki tatlı rengi

Yaratan, yaprakların, salkımların hevengi...

Bunlar sizin duygunuz, sizin düşüncenizdir! (A. s. 6)

"Kızıma" adlı şiirinde kızım bir "ırmak"a benzetir :

Madem ki bir ırmaksın.

 Çağlayıp akacaksın,   (Ç.Ç. s. 15)

"Ferhat" şiirinde, gönlünü denizin dalgalarına benzetir :

Akdenizin dalgası gönlüm kadar taşmadı

Hey ne dağsın ki, dalgam zirvene yaklaşmadı.  [6]

"Gezinti" şiirinde kendisini "sel"e benzetir :

Yel oldum, karıştım esen rüzgâra

Sel oldum, köpüren çaya döküldüm. (B.G. s. 149)

 

 

Yunus Emre'nin ve Karacaoğlan'ın mısralarındaki gibi Faruk Nafiz'de de "su" coşkundur:

Bu durgun denizler sana benzemez

Kalbini andırır coşunca engin.      (B.G. s. 200)

Faruk Nafiz, "İnsan"ı "su" vasıtasıyla ifade etmede olduğu gibi, sularla konuşmada da halk şairlerinden yola çıkar :

Severim, nerde olsa, sularla dertleşmeyi:

Pınara dert anlatır, söyletirim çeşmeyi

Bir su başında geçsin, razıyım, günüm gecem.

Sularla konuşmayı bana öğretmiş Kerem       (B.G. s. 63).

Bundan dolayı "İshakağa Çeşmesi" şiirinde çeşmenin sesinde Kerem'in Aslıyla dertleşmesini bulur :

On lüleden fışkırıp mermeri oyan sular

Asırlarca Kerem'in Aslıyla dertleşmesi...  (B.G. s. 87)

Faruk Nafiz'in halk şiirinde olduğu gibi tabiata insan benliği vererek yazdığı en güzel şiirlerinden birisi, Çoban Çeşmesi şiiridir. Faruk Na­fiz, Karacaoğlan'ın :

Benden selâm eyle sevgili yâre

Perişan hatırın sor seher yeli

Bildir ahvalimi dostuma benim

Sevdiğim ne söyler sor seher yeli  [7]

mısralarından hareket ederek; şiirine başlar :

Derinden derine ırmaklar ağlar,

Uzaktan uzağa çoban çeşmesi

Ey suyun sesinden anlayan bağlar,

Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi ?  (Ç.Ç. s. 5).

Şiir, Halk Edebiyatında daima görebileceğimiz türden bir diyalogla, tabiatın konuşmasıyla devam eder :

"Gönlünü Şirin'in aşkı sarınca

 "Yol almış hayâtın ufuklarınca,

"O hızla dağları Ferhat yarınca

"Başlamış akmağa çoban çeşmesi.."

 

 

Kısaca ifade edecek olursak, Faruk Nafiz, halk şiirinde kullanılan imajları aynen benimsemek yerine, halk şiirinin tabiat-insan, insan-tabiat tarzında ifade edebileceğimiz temel yaklaşımını benimsemiş, halk edebiyatından doğrudan doğruya aldığı bazı imajları da sanatının aslî unsurları haline getirerek, şiirlerini halk şiirine yaklaştırmıştır. Şiirlerini, Mehmed Emin'in, Rıza Tevfik'in, hatta hece veznini kulla­nan diğer şairlerin eserlerinden ayıran ve farklı bir şekilde halk şiirine yaklaştıran nitelik bu noktada aranmalıdır.

 

Malzeme

Faruk Nafiz'in şiirlerinde Ziya Gökalp'ın şiirlerinde olduğu gibi Halk Edebiyatından alınmış bol malzemeye rastlanmaz. Masallardan, halk hikâyelerinden, türkülerden vb. alınmış bazı unsurlar, Anadolu peyzajları çizilirken, yahut Anadolu insanı ifade edilirken parça parça adeta dekoratif bir tarzda kullanılmıştır.

Devrin modası olduğu halde, ne bir masalı nazma çekmiş, ne de manzum masallar yazmıştır. Devrin bu modası onun şiirlerine zaman zaman bir "masal atmosferi" yaratmak şeklinde aksetmiştir. "Ocak Başında", "Şeytan", "Bir Gönül Hikâyesi" gibi uzun ve konulu manzu­melerinde böyle bir masal atmosferi göze çarpar.

"Ocak Başında" şiiri, bir kış gecesi ocak başında bir annenin çocuklarına anlattığı masalımsı bir "aşk hikâyesi"ne dayanır. Bu aşk hikâyesi, Orhan Seyfi Orhon'un "Peri Kızıyla Çoban Hikâyesi" gibi, tek bir masal motifi üzerine, "İmtihan motifi" üzerine kurulmuştur. Hikâyenin kahramanı olan kadın, kendisini seven genci bir "imtihan'dan geçirir :

"O da altı aydır sizi seviyor,

"Bir şartla bahtiyar olacak diyor.

"Belki de o sözler bir aşk düzeni..

"Eğer seviyorsa bu yiğit beni

"Nasıl sevdiğini görmek isterim,

"Kendi hayatıyla oynasın, derim"

Demiş ki: "Yedi gün beklesin karda,

"Beklesin bir hayâl gibi rüzgârda.

"Aşk için ölümden bile yılmasın,

"Şu dağın üstünden hiç ayrılmasın.

"Onunla buluşup yedinci günde

"Birlikte kaçarız bir at üstünde.   (Ç.Ç.  s. 83, 84)

 

Hikâyenin sonunda bu imkânsız "imtihan"ı başaramayan genç ölür. Faruk Nafiz, bu sonuçla hikâyeyi hem gerçek planına taşımaya çalışır, hem hikâyenin duygu yükünü artırmaya yönelir. Ancak Faruk Nafiz'in bu gençlik dönemi şiirinde masal unsurlarıyla, gerçekçi unsurlar, bir bütünlüğe ulaşamaz, masal motifi bu şiirinde de dekoratif bir ma­hiyette kalır.

Faruk Nafiz'in şiirlerinde manilerden ve türkülerden alınmış pek az unsur vardır. "Zeynebim" türküsünün

Üç köyün içinde şanlı Zeynebim [8]

nakarat mısraına dayanan

Bu köyün içinde birdir sevgilim   (Ç.Ç. s. 55)

mısraı gibi ilhamını halk edebiyatı ürünlerinden alan pek az mısraı vardır.

Akıncı Türküleri kitabında yer alan maniler, didaktik mahiyette­ki bu eserin havasını biraz değiştirmek için yazılmış, gelenekteki örneklerini tekrarlayan, Orhan Seyfi'nin bu türde ulaştığı başarıya ulaşamayan manzumelerdir.

Faruk Nafiz'in şekil ve muhteva yönünden halk şiirine en fazla yaklaştığı şiir kitapları, Akıncı Türküleri ve Tatlı Sert'tir. Şair Akıncı Türküleri'nde didaktik, hamasî; Tatlı Sert'te mizahî eserlerini bir araya getirmiştir. Bu husus, şairin didaktik ve mizahî konuların ele alınmasında halk şiiri tarzını daha uygun bulduğunu göstermektedir.

Tatlı Sert'te yer alan "Destan", "Amması Vardır", "Baba öğüdü" gi­bi şiirler, şekil ve muhteva olarak tamamen halk şairlerinin yazdık­ları mizahî destanlar tarzındadır. Faruk Nafiz, bu manzumelerinde mi­zahî destan geleneğinin bütün özelliklerine uyarak gününün olaylarını ve şahsî görüşlerini dile getirir. Ancak Faruk Nafiz, bu manzumele­rinde o kadar başarılı, geleneğe o kadar bağlıdır ki, onları mizahî des­tan geleneği tesirinde yazılmış şiirler olarak değil, mizahî destan ge­leneğinin yirminci yüzyıldaki devamı olarak kabul etmek gerekir. Fa­ruk Nafiz bu türde, geleneği aynen devam ettiren tutumuyla Halk Ede­biyatı-Yeni Edebiyat münasebetlerinde Ziya Gökalp'ın açtığı çığırdan ayrılır, Rıza Tevfik'in açtığı yola girer. Gerçi Rıza Tevfik, Tekke şiirini örnek almış, onun devamı olan manzumeler yazmıştır, benzerlik, yöneldikleri tarzda değil, yöneldikleri tarzı aynen devam ettirmektedir. Halk Edebiyatı-Yeni Edebiyat ilişkileri konusunda karşımıza tekmel olarak iki eğilim çıkmaktadır. Bir şair, ya geleneği aynen devam etti­ren bir tutum içine girmekte, ya da gelenekten hareket ederek yeni bir terkibe ulaşmaya çalışmaktadır. Yeni Türk Edebiyatı - Halk Edebiyatı ilişkilerinin incelenmesinde, özellikle bu husus büyük bir önem taşımaktadır. Yaptığımız araştırmalar, bazı şairlerimizin birinci yolu, bazı şairlerimizin ikinci yolu takip ettiğini göstermektedir. Asıl ilgi çekici olanı, Faruk Nafiz'de, Orhan Seyfi'de vb. gördüğümüz ve yu­karıda işaret ettiğimiz gibi aynı şairin,  zaman zaman birinci yolu, za­man zaman ikinci yolu takip etmeleridir. Meselâ Faruk Nafiz, umu­miyetle ikinci yolu, fakat "mani"lerde ve "mizahî destanlar"da birinci yolu takip etmiştir.

Tatlı Sertteki "Baba Öğüdü", halk şiirinde örneklerini gördüğümüz bir 'Ters Öğüt Destanı" mahiyetindedir :

İstersen babanı öyle güldürmek.

 Hemen seç kendine bir güzel meslek ;

 Çekme akıntıya ömründe kürek.

Suyun gidişile beraber ol sen.

..................................

 

Nefesin kısılır hatip olursan,

              Terbiyen bozulur edip olursan.

              Sana kim inanır tabib olursan ? ...

               Bence en güzeli bir banker ol sen.

              

Zaferin sırrını gel de benden kap.

Dediğim şeyleri yazmaz bir kitap :

              Ya bir kaç saylavla arkadaşlık yap.

              Veya bir bakanla birader ol sen ! [9]

Bu şiir konusunu halk şiirinde örneklerini gördüğümüz "Meslekler Destanı"ndan almaktadır. Bu ve buna benzer diğer şiirlerinde, Faruk Nafiz, çağdaş bir halk şairi hüviyetini benimser ve tamamen onların yolunda eserler verir .



[1] Faruk Nafiz, Çoban Çeşmesi, İstanbul, 1926, s. 97.

 

[2] Faruk Nafiz Çamlıbel, Han Duvarları, İstanbul, 1988, s. 36.

[3] Çamlıbel, Han Duvarları, s. 7.

[4] Faruk Nafiz Çamlıbel, Akarsu, İstanbul, 1940,   s. 83.

[5] Sadettin Nüzhet, Karacaoğlan, İstanbul, s. 69.

[6] Faruk Nafiz Çamlıbel, Bir Ömür Böyle Geçti, s. 120.

[7] Sadeddin Nüzhet, Karacaoğlan, s. 71.

[8] Mehmet Özbek, Folklor ve Türkülerimiz, İstanbul, 1981, s. 207.

[9] Faruk Nafiz Çamlıbel, Tatlı Sert, Kanaat Kitabevi, 1938, s. 9.

Henüz yorum yapılmamıştır.